AÇIKLAMA PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 24 Haziran 2019 11:26

AÇIKLAMA

23 Haziran 2019 İstanbul seçimleri,

Başta Kürtler olmak üzere Türkiye halklarının, demokratik güçlerin, HDP’nin, AKP-MHP ittifakına oy vermeyenlerin büyük zaferidir!

İstanbul halkı 31 Mart’ta gasp edilen iradesini geri aldı, Erdoğan’ın faşist diktatörlüğünün sonunu başlattı!

Şimdi demokratik güçler Erdoğan’a 4,5 yıl seçimsiz iktidar şansı vermemelidir, bir erken seçim için mücadeleyi hemen yükseltmelidirler!

 

Her türlü hukuk ve demokrasi anlayışı çiğnenerek Erdoğan’ın “talimatıyla” YSK tarafından 31 Mart İBB seçiminin iptal edilmesi üzerine 23 Haziran 2019’da yeniden sandık başına gitmek zorunda kalan İstanbullular Erdoğan’a bir kez daha gereken dersi verdiler. İstanbul İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu oyların % 54’nü alarak Erdoğan ve Bahçeli’nin adayı % 45 oy alan Binali Yıldırım’ı fersah fersah geride bıraktı. Bu başarı yalnız CHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla değil, özellikle HDP’nin ve Kürtlerin, Ermeni, Rum ve dışlanan diğer halkların, demokratik güçlerin, Erdoğan’a sırtını çeviren AKP’li, MHP’li ve diğer partilerden, partimiz TKP’nın ve partisiz olan seçmenlerin tabanda oluşturdukları demokratik ittifak sayesinde kazanıldı.

31 Mart seçimlerinde İmamoğlu ile Yıldırım arasındaki fark 21462 oyla % 0,2 iken 23 Haziran seçimlerinde bu fark 806.456 oyla 45 kat artarak % 9’a yükseldi. Bu fark Kürtlerin oyudur, artık Erdoğan’ı seçmeyen dindar AKP’lilerin oylarıdır.Bu yenilgi sahadaki Binali Yıldırım’ın değil O’nu sahaya süren Erdoğan’ındır. Erdoğan için İstanbul’u kaybetmek Türkiye’yi kaybetmekti. O’nun 17 yıllık faşizan diktatörlüğünün sonunun başlangıcı demekti. Bu nedenle Erdoğan 31 Mart seçim sonuçlarını kabullenemeyip YSK’ya iptal ettirip seçimleri yeniletirken, söz konusu olanın Erdoğan’ın geleceği, bekası olduğunu herkes biliyordu. 23 Haziran’da yapılacak olan, özü itibarıyla bir belediye başkanlığı seçimi değil, Erdoğan’ın faşist diktatörlüğü hakkında bir referandumdu. Halk bir kez daha, hem de bu kez çok çok büyük bir farkla Erdoğan’ın boyunun ölçüsünü verdi. Tüm Türkiye adına İstanbullular Erdoğan’a “senin antidemokratik uygulamalarını, faşizan baskıcı rejimini, Kürtlere karşı yürüttüğün savaşı, enflasyonu arttıran, döviz kurunu yükselten, bizi açlığa mahkum eden ekonomi politikanı kabul etmiyoruz, hukuğun ve adaletin özgürce işlediği demokratik bir Türkiye’de Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkesi, Gürcüsü, Arnavutu, Boşnağı, Rumu, Ermenisi, Musevisi, Romanı, tüm Türkiye hakları eşitlik temelinde barış içinde birlikte yaşamak istiyoruz” dedi. Erdoğan’a artık 4,5 sene Türkiye’yi yönetemeyeceğini, O’nun halkları, insanları birbirine düşüren ayrıştırıcı, çatıştırıcı, kutuplaştırıcı nefret dili ve savaş politikasının sonunun geldiğini bildirdi.

Erdoğan 31 Mart seçimini Kürtlere karşı uyguladığı nefret dili ve savaş politikası nedeniyle kaybettiği ve Kürtlerin ve HDP’nin seçimlerde kilit güç olduğu ortaya çıkınca Kürtlere karşı uyguladığı nefret dilini Kürtleri kandırma ve aldatma yönüne çevirdi. AKP’liler birden Kürtlerin kardeş olduğunu, Türkiye’de Kürtlerin ve Kürdistan’ın varlığını keşfedip bunlardan dem vurmaya başladılar. Düne kadar Türkiye’de Kürdistan yoktur, Irak’tadır, Kürdistan istiyorsan oraya defol git derken bugün birden bu değişikliği samimi bulmayan, bir aldatmaca olduğunu gören Kürtler, özellikle şimdiye kadar AKP’ye oy veren Kürtler ‘biz saftirik’ değiliz deyip Erdoğan’dan büyük ölçüde yüz çevirdiler, AKP bizden oy alamaz dediler. Bunun üzerine Erdoğan seçime iki gün kala Öcalan’a başvurup ondan yardım istemek zorunda kaldı. Öcalan’ın avukatlarına verdiği mektubu bir gece yarısı bir televizyon kanalında açıklatarak, Öcalan’la Demirtaş ve Kandil arasında liderlik kavgası olduğu yalanını, Öcalan’ın HDP ve Kandil’e karşın Kürtlerin seçimlerde tarafsız kalmasını istediği çarpıtmasını kamuoyunda yaymaya başladı. Ertesi gün avukatların ve HDP’nin açıklamasıyla gerçek ortaya çıktı. Öcalan Türkiye politikasındaki geleneksel Kemalist İslam ikileminin dışında HDP ile birlikte üçüncü bir gücün, demokratik bir ittifakın doğduğunu belirtmekte ve bunun bu Kemalist-İslam ikilemine taraf ve payanda yapılmamasını vurgulamaktadır. Bu ittifaka önümüzde Türkiye’nın iç, bölgesel ve küresel sorunlarının çözümünde büyük görevler düşeceğini açıklamaktadır. Bunlar anlaşılınca Kürtlerin de Türklerin de büyük bir çoğunluğu Öcalan’ın dediği gibi, ne Cumhur ne de Millet İttifakına payanda olmadan tarafsızlık anlayışı içinde oylarını üçüncü bir yol olarak demokratik ittifakın güçlenmesi için kullandılar. Sandıkta mühürleri CHP adayının üstüne basmakla CHP seçilmiş olunmaz. Bu adımla Erdoğan’ın faşizan diktatörlüğüne karşı olan demokratik güçler hep birlikte bu faşizan rejime bir darbe indirmiş oldular. Demokratik güçler oylarını sırf bu amaçla verdiler ve ittifaklarını bundan sonraki mücadele için güçlendirdiler. Onlar CHP’nin de İmamoğlu’nun da bir gün Erdoğan’la anlaşmayacağının garantisi olmadığını çok iyi biliyorlar. Onlar demokratik hak ve özgürlüklerin, ekonomik hakların kazanılması, eşitlik, özgürlük, özerklik, barış ve demokrasi temelinde halkların ortak yaşamının gerçekleşmesi için mücadeleyi yükselteceklerdir. Bu mücadeleyi yalnız Erdoğan’a karşı değil İmamoğlu’na karşı da yürütülecektir. Böylece onun seçim kampanyasında yaptığı vaadlerin ne kadar arkasında durduğu görülecektir.

23 Haziran Erdoğan için 7 Haziran 2015 genel seçimlerinden sonra aldığı en büyük yenilgidir. Şimdi O seçimsiz geçecek olan önümüzdeki 4,5 yıl hiç bir şey olmamış gibi iktidarını sürdürmeye çalışacaktır. İmamoğlu’nu görevden alıp yerine kayyım atamak için her yola başvuracaktır. Seçim öncesi Ordu valisine dava açtırma tehditini hayata geçirtecek ve bunu İmamoğlu’nu azletmek için kullanacaktır. Tüm bunları yapamazsa O’nun çalışmalarını engellemek ve onu itibarsızlaştırmak için her yolu ve olanağı kullanacaktır.

Ama tüm bunlar boşunadır. Çünkü Erdoğan’a muhalif ve demokratik güçler şimdi 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra 1 Kasım seçimlerine giderken onun manevralarından ders çıkardı, kenetlenecekler ve O’nu kurtaracak bir Baykal çıkmayacaktır.Türkiye’de 23 Haziran 2019’la birlikte yeni bir dönem başlamıştır. Artık Erdoğan eski Erdoğan değildir, eski gücü yoktur, devrilemez ve yaralanamaz değildir. Erdoğan’a karşı bir şey yapılamaz anlayışı yıkılmış, çökmüştür. Artık O eskisi gibi yönetemeyecek ve yığınlar da eskisi gibi yönetilmek istemeyecektir. İçte ve dıştaki egemen güçler için bunu önlemenin yolu sistem içinde bir değişikliğe gitmektir, Erdoğan’ı bir başkasıyla değiştirmektir. Sistem içinde bir değişiklik onlar için en iyi çözümdür Şimdi AKP içindeki muhalifler bile onu devirmek için harekete geçirilebilir, onlar yeni partiler kurmaya, AKP’yi parçalamaya teşvik edilebilir. Gül, Babacan, Davutoğlu pusuya yatmış beklemektedirler.

İç ve dış egemen güçlerin bu planlarına çomak sokacak, Erdoğan’ı 4,5 yıl daha iktidarda kalmasını engelleyecek esas güç seçim kampanyası boyunca tabanda örülen Erdoğan faşizmine karşı olan muhalif ve demokratik güçler arasında demokratik ittifaktır ve ittifağın ortak mücadelesidir. Bu seçim kampanyası boyunca tabanda Türkü, Kürdü, Ermenisi, Rumu, Lazı, Gürcüsü, Alevisi, Sunnisi, Hıristiyanı, CHP’lisi, HDP’lisi, İYİ Partilisi, muhalif AKP’lisi, MHP’lisi, devrimci demokratı, komünisti, proleteri, köylüsü, esnafı, aydını, kadını, genci hep birlikte faşizan Erdoğan diktatörlüğüne bir darbe indirmek için birlikte çalıştık. Darbeyi indirdik. Simdi görev Erdoğan’ı devirinceye kadar bu ortak mücadeleyi sürdürmektir, birliğimizi güçlendirmektir. Geçmişte bunun için en büyük engel Erdoğan’ın yarattığı Kürt ve PKK, APO düşmanlığı, Ermeni ve Rum, Pontus karşıtlığı idi. Bu seçim kampanyası boyunca bunların hepsi iflas etti. Kürtlerden, APO’dan medet bekleyen, ona elçiler gönderen Erdoğan’ın kendisi oldu. Pontus Rumlarının katilinin Topal Osman olduğu ortaya çıktı. Ne PKK, ne APO, ne Pontus artık tabu değildir. Bunlar bizim ülkemizin sorunlarıdır. Bu sorunlar üzerinde özgür tartışmayı kimse engelleyemez. Bu seçim kampanyasının en büyük kazanımlarından biri budur. Şimdi bizler kendi aramızdaki diyaloğu daha da geliştirmeliyiz, bunu Erdoğan faşizmine karşı kalıcı bir mücadeleye dönüştürmeliyiz. Birlik olursak Erdoğan’ı yenebiliriz

 

Gelecek güzel günler bizim ellerimizdedir. Onu kazanmak ancak ortak mücadeleyle olur.

Şimdi hep birden Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Rum, Ermeni tüm Türkiye halkl

arının eşitliği ve özgürlüğü temelinde yeni bir barışçıl demokratik toplumsal uzlaşma için çalışalım.

Öcalan ve Demirtaş dahil tüm politik tutukluların özgürlüğü talebini yükseltelim!

Kürtlere karşı savaşın, Pençe operasyonunun hemen sonlandırılmasını, Kürtlerle diyaloğun ve müzakerenin başlatılması için mücadele edelim

Erdoğan ancak bu mücadeleler sonunda gider ve ülkemize demokrasi güneşi doğmaya başlar.

23.06.2019                 TKP 1920                                          www.tkp-online.com

Son Güncelleme: Pazartesi, 24 Haziran 2019 11:31
 
Çağrı PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Perşembe, 06 Haziran 2019 20:31

Çağrı

23 Haziran’da İstanbul’da Erdoğan’a, Binali Yıldırım’a, Cumhur İttifakı’na oy yok!

Oylarımızı demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış için kullanalım!

Erdoğan ve AKP’in talan ve yağmasına son verelim,

Demokratik, şeffaf, adil belediyeciliğin önünü açalım!

23 Haziran 2019’da İstanbul’da seçmen İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı‘nı seçmek üzere yeniden sandık başına gidiyor. Bu zoraki, dayatılmış bir seçim ve sandık başına gidiştir. Çünkü İstanbullular 31 Mart 2019’da belediye başkanlarını seçtiler. 14 bin oy farkıyla Cumhur İttifakı adayı AKP’li Binali Yıldırım’ı geçen Millet İttifakı adayı CHP’li Ekrem İmamoğlu belediye başkanı seçilmişti.

Ama halkın hür iradesinin başına bir balyoz gibi indiğini bir türlü kabullenemeyen Erdoğan, „seçimlere çete karıştı“, „hile oldu“, „şaibe düştü“, „oylar çalındı“ diye yaygarayı bastı, Yüksek Seçim Kurulu YSK’ya itiraz üzerine itirazlar yağdırdı, ona baskı yapmaya başladı. Geçersiz oyları, bazı ilçenin sandıklarını tekrar tekrar saydırdı. Binali ile İmamoğlu arasındaki fark bir türlü kapanmıyordu. Sonunda İl Seçim Kurulu İmamoğlu’na başkanlık mazbatasını verdi. İmamoğlu belediye başkanı oldu. AKP’nin talan ve yolsuzlukları bir bir ortaya çıkmaya başladı. İstanbul Belediyesi AKP’in arpalığı olmuştu. İstanbul’u kaybetmek Erdoğan için, AKP için büyük bir yıkımdı.

İstanbul neredeyse Türkiye’nin yarısıydı. İstanbul’un ekonomik, mali, politik, kültürel gücünü arkasına almayan bir iktidarın Türkiye’yi yönetmesi çok zordu. Erdoğan bunu en iyi bilenlerdendi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mutlak İmamoğlu’ndan alınması gerekiyordu. Erdoğan yalnız kendi “kurmayları”na değil, YSK’ya da emirler yağdırarak „ne yapın, ne edin, İBB seçimini iptal edin, seçimi yenileyin“ dedi. Burjuva demokrasilerinde, muktedir istedikten sonra çare tükenmez. Sonunda çare de bulundu. Sandık kurullarının oluşumunda seçim kanununa uyulmamıştı. Bir çok sandıkta başkan ve üye kamu görevlisi değildi. Bu ise AKP’ye göre “tam kanunsuzluk hali”nin oluşması demekti. YSK için bu görüşe katılmamak demek, Erdoğan’ın zulmüne, hışmına uğramak demekti. Sonunda YSK’nın çoğunluğu AKP’nin görüşü olan “tam kanunsuzluk hali”ni kabul etti ve seçimleri iptal etti. Böylece YSK diğer yargı organları gibi kanunları, kendi içtahatlarını çiğneyen, Erdoğan’dan korkan, ondan bağımsız hareket edemeyen bir kurul olduğunu ortaya koydu. Bir kez daha Türkiye’de hukuksuzluğa ve adaletsizliğe imza attı, yargının bağımsız ve tarafsız olmadığını gösterdi. Böylece İmamoğlu’nun başkanlığı gasp edildi, mazbatası elinden alındı. Bunun üzerine İmamoğlu ve tüm demokratik güçler hodri meydan, 23 Haziranda görüşürüz dediler. Bu meydan okumak güzeldi, ama kazanılmış hakkı vermemek daha güzel olacaktı. Bunun için yığınları sokaklara dökmek, kamuoyu baskısı yaratmak gerekiyordu. Gerek İmamoğlu, gerek CHP ve diğer demokratik güçler bu konuda maalesef büyük bir basiretsizlik gösterdiler. Alınanı vermemek gerekirdi!

Şimdi 23 Haziran‘da hesaplaşılacak, İstanbulluların ak oylarıyla gaspedilen haklar geri alınacak, adalet yerini bulacak. Ama bu “cepte keklik” değildir. Zira yenilen karşı taraf tüm gücüyle seçimlere yüklenecektir. İstanbul’u geri almak için hileye, yolsuzluğa, şiddete her şeye başvuracaktır. Devletin gücünü daha çok kullanacaktır. Onlar ne pahasına olursa olsun İstanbul’u almak için seçimi iptal ettirdiler. Şimdi işimiz daha zor. 31 Mart’tan daha çok çalışmak gerekiyor. Yığınları, yeni seçmen kitlelerini kazanmak gerekiyor. Özellikle tabanda Kürt seçmenle daha iyi, kalıcı bağlar kurmak, onlarla daha açık konuşmak şart. İstanbul’daki seçim kampanyası boyunca Kürtler ve diğer Türkiye halklarıyla kurulan dostlukların ve ittifakların seçimden sonrada devam ettirileceği vurgulanmalı ve bu kazanımın Türkiye’de Kürtlerle barışın yolunu açacağı belirtilmelidir. Kürt oyları 31 Mart’ta olduğu gibi 23 Haziranda da belirleyici olacaktır. Başta Erdoğan olmak üzere karşı taraf da bunu gördüler, Kürt, PKK ve HDP düşmanlığının para etmediğini anladılar. Onlar daha şimdiden Kürtlere kur yapmaya başladı. Kürdistan ve beka konusunda, açlık grevlerine saldırı konusunda geri adım atmak zorunda kaldılar. Öcalan’a uygulanan tecrit kırıldı. Avukatlar ve ailesi Kürt Halk Önderi Öcalan’la görüşmeye başladılar. Bu manevralarla Erdoğan Kürtlerin gözünü boyamaya, onları aldatmaya çalışıyor. Oysa Erdoğan’ın Kürtleri kandırma zamanı çoktan geçti. Kürtler örgütlü ve bilinçli hareket ediyorlar. Erdoğan’ın adayını mağlup ettirmek için oy kullanacaklarını açıklıyorlar. Kürtleri kandıramayacağını anlayan Erdoğan Kürtlere gözdağı vermek için seçim öncesi yine saldırıya geçti, Hakurk’a girdi, dağı taşı bombalamaya başladı. Görülüyor ki burdan da umduklarını bulamayacaklar. Tepelerine bomba yağdıran bir iktidara Kürtler oy vermez!

Artık şu gerçek tüm çıplaklığı ile bilinmelidir: Kürtler Türkiye’nin kaderi için kilit konumundadır. Kürtlerle birlikte olmadan, onlarla ittifak kurmadan Erdoğan yenilemez, ona sonunu getirecek darbe indirilemez, Türkiye’de barış ve demokrasi yolu açılamaz. Seçim kampanyası boyunca HDP’li, CHP’li, İYİ Partili, hatta Erdoğan’a kızgın AKP’lilerle tabanda kurulacak ittifaklarda Kürt Türk birliğinin önemi vurgulanmalı, Kürtler özgür olmadan Türklerin de özgür olamayacağı, eşitlik, özerklik, özgürlük ve demokrasi temelinde ortak bir yaşamın kurulamayacağı bilince çıkarılmalıdır. Yukarıda CHP yönetimi kızacak, karşı çıkacak diye yığınlara bu ilkeleri anlatmaktan geri durulmamalıdır.

Şimdi hep birlikte Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkesi, Trabzonlusu, Rizelisi, Erzurumlusu, Sivaslısı, Erzincanlısı, Rumu, Ermenisi, Arnavutu, Boşnağı, Romanı, Alevisi, Sunnisi, Hıristiyanı „Cumhur İttifakı‘na, Erdoğan’a, Binali Yıldırım’a oy yok!“ diyelim. 23 Haziran‘da da 31 Mart’ta olduğu bibi Erdoğan’a bir darbe daha indirelim. İstanbul seçimini kaybettirelim. İkinci kez O’na sonunun geldiğini bildirelim. Artık 4,5 yıl daha “huzur” içinde ülkeyi yönetemeyeceğini gösterelim. Bunun için 31 Mart’ta olduğu gibi sandıklara sahip çıkalım. Halktan oy alamayacak olan Erdoğan’ın başvuracağı ilk çare yine hiledir, hırsızlıktır, şiddettir. Ona bu fırsatı vermeyelim.

Haydi İstanbul sokaklarına, yığınların arasına! Her bir oy önemlidir!

Haydi 23 Haziran‘da sandık başına! Erdoğan’a bir kez daha sonunu geldiğini gösterelim!


TKP 1920                                                   www.tkp.online.com

 
Haydi 1 Mayıs 2019’da Miting Alanlarına PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Salı, 23 Nisan 2019 22:06

Haydi 1 Mayıs 2019’da Miting Alanlarına !

 

Yerel seçim başarılarını kutlayalım!

Demokratik hak ve özgürlükleri, işçi haklarını savunalım!

Bir kez daha Erdoğan’a sonunun geldiğini gösterelim!

Kıdem tazminatlarımızın talanına karşı çıkalım!

Ücret ve maaşları kemiren enflasyonu, zamları, pahalılığı protesto edelim!

Doğuda Kürdistanda yürütülen savaşa karşı çıkalım, Kürtlerle barış isteyelim!

Öcalan’ın tecridine karşı yapılan açlık grevlerini destekleyelim!

 

Bu yıl, uluslararası işçi ve emekçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü olan Bir Mayıs’ı Türkiye’de Türk, Kürt ve diğer halklarımızdan işçi ve emekçiler 31 Mart yerel seçimlerinde elde etttikleri başarılarla kutlayacaklar. Bu seçimlerde HDP’nin politikası sayesinde, Kürt ve Türk işçilerinin ve emekçi halklarının tabanda oluşturdukları seçim ittifaklarıyla kayyımların çoğuna son verildi, başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerde belediye başkanlıkları AKP-MHP ittifakına kaybettirildi. Erdoğan büyük bir yenilgi aldı, halklarımız O’na bir demokrasi dersi verdi. Bu başarı Erdoğan’ın sonunun başlangıcıydı. Şimdi Bir Mayıs mitinglerinde Kürt ve Türk işçi ve emekçileri, demokrasi güçleri arasında seçim kampanyası sırasında oluşan birliği, dostluk ve dayanışmayı pekiştirelim. Erdoğan’ın sonunu getirecek, MHP ile oluşturduğu faşizan iktidarına son verecek, Türkiye’ye demokrasi ve özgürlüğü, barışı ve kardeşliği getirecek olan güç, Kürt ve Türk işçi ve emekçileri arasında kurulan ve yeşeren bu birlik ve dayanışma olacaktır. Bu birlik Erdoğan ve Bahçeli’nin işçi ve emekçi halklarımız arasına ekmeye çalıştıkları düşmanlıkları yıkacak, enternasyonal dayanışmanın mümtaz örneklerini verecektir. Bu daha şimdiden Bir Mayıs alanlarında Erdoğan’ın Kürt halkına karşı yürüttüğü savaşa, Rojova’ya müdahale girişimlerine karşı çıkmayı, Öcalan’a uygulanan hukuksuz keyfi tecrite karşı açlık grevi yapan Leyla Güven ve arkadaşlarının direnişine sahip çıkmayı, Kürt sorununun eşitlik, özgürlük ve özerklik temelinde demokratik ve barışçıl çözümünü savunmayı gerektirmektedir. Bir Mayıs alanları ancak Kürt halkının ulusal ve demokratik hakları savunularak demokrasi şölenine dönüşebilir, enternasyonalizm ruhunu yaşatabilir.

Son Güncelleme: Pazar, 28 Nisan 2019 19:39
Devamını oku...
 
31 Mart 2019 Yerel Seçimleri: Erdoğan için sonun başlangıcıdır PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 22 Nisan 2019 21:37

Açıklama

31 Mart 2019 Yerel Seçimleri: Erdoğan için sonun başlangıcıdır.

 

Demokratik güçler hedeflerine ulaştı:

Kürdistan’da kayyımlar silip süpürüldü, büyük şehirlerde AKP hezimete uğradı

İstanbul’daki AKP itiraz manevraları ilk etapta dumura uğratıldı

Şimdi YSK’nın İstanbul’da seçimleri iptali engellenmelidir!

 

31 Mart 2019 Yerel Seçimleri başta HDP olmak üzere partimiz TKP ve diğer devrimci demokratik güçlerin açıkladığı ve uyguladığı, gerçekleşmesi için canla-başla çalıştıkları politik çizgi doğrultusunda gerçekleşti: Özellikle doğuda, Kürdistan’da kayyımlar büyük ölçüde silinip süpürüldü, Diyarbakır, Van, Mardin, Hakkâri ve daha birçok belediyeler kayyımlardan kurtarıldı. Türkiye’nin batısında da AKP-MHP ittifakı kaybettirildi, onlara büyük bir darbe indirildi. Yalnız İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde değil Adana, Mersin, Antalya, Aydın gibi daha birçok büyük şehirde de AKP-MHP ittifakı belediye başkanlıklarını kaybetti. Halklarımız AKP ve özellikle onun Genel Başkanı Erdoğan’a bir ders verdi. O’nun antidemokratik keyfi yönetimine, otoriter, faşizan rejimine, Kürt halkına karşı uyguladığı baskıya, ona karşı sürekli yürüttüğü savaşa, pahalılığa, enflasyona, doları azdıran ekonomi politikasına hayır dedi. Her ne kadar Erdoğan Cumhur İttifakının hâlâ %52 gibi bir desteği var diyerek kendine ve tek adam rejimine bir meşruiyet kazandırmaya çalışsa da bu seçimlerde aldığı yenilgi, uğradığı kayıplar O’nun sonunun başlangıcıdır. Artık eskisi gibi yönetilmek ve yaşamak istemeyen yalnız halklarımız değil, egemen güçler, en başta Erdoğan ve çevresi de eskisi gibi yönetemeyecek durumdadırlar. Bu henüz devrimci bir duruma işaret değildir, ama seçim kampanyası sırasında yakalanan tabandaki eylem birlikleri devam ettirilirse, Erdoğan’ın önüne koyduğu seçimsiz rahat bir 4,5 yıllık keyfi yönetim kısa bir zaman sonra sonlandırılabilir. Yığınlar zaferin, başarının tadını aldı, yenilmez olarak bilinen Erdoğan’ın yenilebileceğini gördü ve gösterdi. Bundan sonrası devrimci güçlerin tabanda çalışmasına, Kürt ve Türk ittifakını tabanda güçlendirilmesine bağlıdır.

Seçimlerde başarı HDP ve Kürtler sayesinde oldu

Şu açıkça ifade edilmeli ki, bu başarı her şeyden evvel direnen Kürt halkınındır, 5 aydan fazla bir zamandır Öcalan’a uygulanan tecride karşı açlık grevleriyle direnen Leyla Güven ve arkadaşlarınındır, Doğuda Kürdistan’da kayyımları silip-süpürerek, batıda AKP’ye büyük şehirleri kaybettirecek bir politika izleyen HDP’nindir, HDP’nin bu seçim stratejisine ‘destek olun, mutlak sandığa gidin, AKP’ye kaybettirin’ diye 29 aydır haksız yere tutuklu olduğu Edirne cezaevinden mesaj gönderen, seçmeni harekete geçiren Demirtaş’ındır, Kürdistan'da oluşturulan güç birliğinin başarısıdır. Bir kez daha faşizan AKP-MHP koalisyonuna karşı verilen mücadelede Kürt halkının, HDP’nin kilit bir rol oynadığı görüldü. Kürt ve Türk halkının ve diğer Türkiye halklarının, işçi ve emekçi yığınlarının, demokrasi güçlerinin birliği gerçekleştiğinde yıkılmayacak bir faşist rejimin, devrilmeyecek bir diktatörün olamayacağı ortaya çıktı. Nasıl HDP ve Demirtaş, 7 Haziran 2015 seçimlerinde ‘seni başkan yaptırmayacağız’ belgisiyle AKP ve Erdoğan’a ilk yenilgiyi tattırdıysa, şimdi de, 31 Mart 2019 seçimlerinde ‘sana kayyımlarını da, büyük şehirlerini de kaybettireceğiz’ politikasıyla ikinci kez yenilgiyi yaşattı. En başta Erdoğan’a, en büyük aşkı ve sevdası olarak adlandırdığı İstanbul’u kaybettirdi. O İstanbul ki, O’nu kaybeden Türkiye’yi kaybeder! Onun için 31 Mart seçimleri, Erdoğan’ın, faşizan AKP-MHP iktidarının sonunun başlangıcıdır diyoruz. Bu yerel seçimleri bir genel seçim atmosferine çeviren, bir bekâ sorunu yapan Erdoğan ve Bahçeli idi. Onlara İstanbul ve diğer büyük şehir belediye başkanlıklarını kaybettiren halk, onların faşizan iktidarlarını da istemediği konusunda kesin bir irade beyanında bulunmuştur. Bekâlarının, geleceklerinin sönmeye başladığını göstermiştir. Bu seçimde halktan bir nevi güvenoyu isteyen Erdoğan, bu güvenoyunu alamamıştır.

Son Güncelleme: Pazar, 28 Nisan 2019 19:40
Devamını oku...
 
Çağrı - 31 Mart Yerel Seçimlerinde Faşist Erdoğan rejimini geriletelim PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 09 Mart 2019 19:37

Çağrı

31 Mart Yerel Seçimlerinde Faşist Erdoğan rejimini geriletmek için

Oylarımız HDP adaylarına,

HDP’nin aday çıkartmadığı yerlerde AKP-MHP ittifakına karşı savaşan adaylara!

31 Martta yapılacak yerel seçimler bir yerel seçim havasından çoktan çıktı, bir genel seçim havasına büründü. Seçim kampanyalarında faşist Erdoğan rejimininin ve Türkiye’nin bekâsı, geleceği tartışılan ana sorun haline geldi. Bu anlaşılır bir durumdur. Çünkü Erdoğan’ın faşist diktatörlüğünden ve uygulamalarından, Kürtlere karşı yürüttüğü savaştan ve saldırılardan, sürekli artan hayat pahalılığından ve yoksulluktan bıkan halk, Erdoğan’ın gitmesini, Kürtlere karşı savaşın bitmesini, ülkeye demokrasinin, barışın, refahın gelmesini istemektedir. Yerel seçimleri kaybetme durumunda kendi sonunun gelmekte olduğunu gören Erdoğan ise, kendi iktidarının sonunun Türkiye’nin bekâsı, sonu olacağı yalanını yaymaya çalışmaktadır. O, böylece halk yığınlarına gözdağı vererek zevahiri kurtarmayı, seçimleri kazanmayı umut ediyor. Şimdiye kadar olan tüm seçimlerde devlet gücüne dayalı hile ve manipülasyonları bu seçimlerde de yaparak seçimleri kazandığını ilan etmeye hazırlansa da AKP-MHP faşist rejiminin sonu gözükmektedir.

31 Mart akşamında cevap bekleyen soru, Türkiye Erdoğan’ın otoriter, faşist diktatörlüğünden kurtulmak için bir adım atacak mı, yoksa Erdoğan faşist diktatörlüğünü devam ettirecek mi? Eğer 31 Martta demokrasi güçleri Türkiye’nin özellikle üç büyük şehrinde, İstanbul, Ankara ve İzmir’de AKP-MHP’den oluşan faşist Cumhur İttifakını yenebilirse gerçekten de Erdoğan için bir bekâ sorunu doğacaktır. Artık Türkiye’nin Erdoğan’dan kurtulması için ilk büyük adım atılmış olacaktır.

Son Güncelleme: Pazar, 28 Nisan 2019 19:41
Devamını oku...
 
Maksizm hâlâ güncel PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Cuma, 14 Eylül 2018 21:40

Karl Marx 200 yaşında- Hâlâ güncel

 

10. Eylül 2018: TKP 98 Yaşında!

 

Türkiye işçi sınıfına, emekçilere, köylülere, aydınlara, gençlere ve kadınlara, Türk ve Kürt tüm Türkiye halklarına kutlu olsun!

 

10.Eylül 1920 partimiz TKP’nin kuruluş yıl dönümü. Bu 10 Eylül 2018’de partimiz 98 yaşına girdi. 2 yıl sonra 100 yaşında olacak. Umudumuz o ki, 2020’de partimizi ayağa kaldırmış, bu zor işi bir yere kadar başarmış olalım. Partimiz TKP’nin zayıflığı bugün ülkemizin içinde bulunduğu zor koşullardan çıkışta daha çok hissedilmektedir. Erdoğan’ın faşizan rejimini geriletecek ve yıkacak, bu rejimin Kürt halkına karşı savaşını, komşulara karşı saldırılarını durduracak devrimci bir hareketin yaratılması, Kürt ve Türk işçi ve emekçilerinin, devrimci demokratik, barışsever güçlerinin bir cephe oluşturması, etkin bir mücadeleye girmesi güçlü bir TKP’yi gerektirmektedir. Erdoğan’ın milliyetci, islamist, tekci politikalarına, emperyalist yayılmacı girişimlerine karşı yığınları harekete geçirmek için çalışmalarımıza yeni bir içerik ve atılım kazandırmamız şart. Bu üye ve sempatizanlarımızın ideolojik düzeyini yükseltilmesini, yığınlarla bağlarının güçlendirilmesini gerektirmektedir. Bunun için uluslararası işçi hareketinin, partimizin tarihini, savaş deneylerini, teorimiz Marksizm-Leninizmi öğrenmelim, bunları işçi ve emekçi yığınlara aktaralım ve yığınlar içinde çalışmalarımızı hızlandıralım.

 

Bu yıl, 2018 yılı aynı zamanda teorimiz Marksizmin kurucusu Karl Marks 200 yaşına girdi. Bizim ve uluslararası işçi hareketi tarihinde böylesi yıl dönümleri üyelerin ve hareketimizin bilinç düzeyinin yükseltilmesi, Marksizm-Leninizm klasiklerinin okunması, yeni üyelerin kazanılması  için kampanyalar düzeenlenerek değerlendirilirdi. Bu geleneğe sadık kalarak, Marks’ın 200. doğum yıl dönümünü kutlamanın ve anmanın en doğru yolun, onun teorisi Marksizmi öğrenmek, temel eserlerini bir kez daha okumak, bilgilerimizi tazelemek olduğunu düşündük. Buna katkı olarak da, aşağıda Maarksizmin üç ana kolu olan: diyalektik ve tarihsel materyalizm, ekonomo politik ve bilimsel komünizm hakkında temel bilgileri içeren bir özet yaptık ve sonuna da Marks ve Engels’in Şark Meselesi veya Türk Sorunu ile ilgili makaleleri hakkında bir bilgilendirmede bulunduk. Yoldaşlarımız bunu sırf bir teşvik olarak görmeli ve Marksizm-Leninizm konusunda bilgi dağırcıklarını sürekli genişletmelidirler. Zira “devrimci teori olmadan devrimci devrimci pratik olmaz!” (Lenin).

 

Karl Marx 200 yaşında- Hâlâ güncel

 

1- Giriş

Bu yıl dünyada komünistler ve ilericiler, işçiler ve emekçiler, ezilenler ve sömürülenler kendilerinin ve tüm insanlığın baskıdan ve sömürüden kurtuluşunun yolunu gösteren, bu kurtuluşun teorisini kuran ve onu bilimsel temellere oturtan Karl Marx’ın 200. doğum yılını kutlamaktadırlar. Marx bundan 200 yıl önce 5 Mayıs 1818’de Almanya’nın Trier şehrinde doğdu. Yarattığı eserler, oluşturduğu teori: diyalektik ve tarihsel materyalizm, ekonomi politik ve bilimsel komünizm insanlığın düşünce ve gelişme terihinde yepyeni bir çığır açtı, radikal bir dönüm noktası oldu. İnsanın yaratılan değil yaratan olduğunu, edilgen değil etken olduğunu, yaratarak, çalışarak, pratikte hem dünyayı hem de kendisini değiştirdiğini ve geliştirdiğini gösterdi. İnsanlığın zorunluluklar aleminden özgürlükler alemine sıçrayışının mümkün olduğunu bilimsel olarak kanıtladı. Bunun için son sınıfsal toplum kapitalizmin ve onun dayandığı özel mülkiyetin işçi sınıfi ve müttefikleri tarafından kaldırılması ve baskısız, smürüsüz, sınıfsız komünist topluma geçilmesi gerekliliğini bilimsel olarak ortaya koydu. Bunu yaparken, yaşanan kapitalist toplumu derinlemesine analiz etti, onun yasallıklarını kaşfetti ve burjuvazinin kendi mezar kazıçısı proleteryayı yarattığını, proleterya tarafından yıkılışının kaçınılmaz olduğunu ortaya koydu. Proleteryanın sınıf olarak, bu devrimle hem kendini, hem de tüm sınıfları ortadan kaldıracağını gösterdi

 

Son Güncelleme: Pazar, 28 Nisan 2019 19:42
Devamını oku...
 
faşizan rejime karşı yığınların direnişini örgütleyelim PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Pazar, 15 Temmuz 2018 20:55

Erdoğan’ın kurmakta olduğu faşizan, tek adam rejimine karşı

yığınların direnişini örgütleyelim!

 

9 Temmuz 2018 de Erdoğan yemin etti, yeni görevine başladı. Bu yeminle Türk tipi başkanlık sistemi yürürlüğe girdi, Türkiye’de rejim fiilen değişti. Burjuva parlamenter demokratik rejimden faşizan, otoriter tek adam rejimine geçildi. Erdoğan yeni rejimi oluşturmak için hemen adımlar atmaya başladı. Atılan adımlar Türkiye’yi ve halkımızı bekleyen tehlikeleri gözler önüne seriyor. Türkiye’de devlet kökten değiştiriliyor, yeniden yapılandırılıyor.

Yemin törenini ardından açıklanan bakanlar ise, Türkiye’nin Erdoğan ailesinin bir çiftliği, Türkiye’nin bir Anonim Şirketi gibi yönetileceğini gösteriyor. Bu bakanlardan üçü özel sektörden gelme, Erdoğan’ın has adamları, şirket sahip ve yöneticileri, damadı ve kızının iş ortakları; biri özel doktoru, biri yaveri konumundaki general, diğerlerinin çoğu derin devletin tetikçileri. Hazine ve Maliye Bakanı ise Damat Berat Albayrak! Böylece hazinenin ve maliyenin anahtarı, yani devletin kasası tamamiyle Erdoğan ailesinin eline geçmiş oldu. “Erdoğan Hanedanlığı” Osmanlı Hanedanlığından bile güçlü konumlara geldi.

Son Güncelleme: Pazar, 28 Nisan 2019 19:42
Devamını oku...
 
24 Haziran 2018 seçimleri ve getirdikleri PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 07 Temmuz 2018 23:24

24 Haziran 2018 seçimleri ve getirdikleri

 

 

24 Haziran 2018’de Erdoğan bir baskın seçimi yaptı. 2019’da yapılacak olan başkanlık ve milletvekilleri seçimini öne aldı. Onu bu adıma zorlayan özellikle ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve politik durumdu: Dolar 5 Liraya yaklaştı, dışardan eskisi gibi sıcak para ve yabancı yatırımcı gelmiyor, tersine kaçıyor. Afrin ve Kandil’de Kürtlere karşı yürütülen savaş halkın sırtına büyük bir ekonomik yük bindiriyor. Her şey ateş pahasına. Patates ve soğanın kilosu bir an 6 TL’ye fırladı. Benzin ve mazotun yanına yaklaşılmıyor. Bu yıl sonuna kadar ödenmesi gereken dış borç 185,9 Milyar Dolar. Şu ana kadar gerçekleşen cari açık 57 Milyar Dolar. Türkiye’nin bu borçları ödeyecek ne kaynağı, ne de gücü var. Önünde IMF’ye, Dünya Bankasına, AB’ye ve ABD’ye teslim olmaktan başka çare yok. IMF’nin reçeteleri ise, 80’li, 90’lı yıllarda yaşadık, çok acı. ABD’nin ve AB’nin ise “yardım” için şartları çok ağır. Onlar Türkiye’yi teslim almak, Ortadoğu’da istedikleri gibi kullanmak, bölgede daha büyük bir savaşın içine çekmek istiyorlar. Koşul üstüne koşul dayatıyorlar. Halkta ise bu emperyalist planlara karşı büyük bir tepki var. Bu durumda Erdoğan AKP tabanının eridiğini ve kendisine karşı tepkilerin büyüdüğünü gördü. 2019’u beklemek büyük sorunlara yol açabilirdi. Çareyi erken seçimde buldu. Muhalefeti hazırlıksız yaklamak için kısa zamanda seçim kararı aldı. Bunun için de, halkın dini duygularını daha çok sömürmek amacıyla, Ramazan ayını seçti.

Son Güncelleme: Pazar, 28 Nisan 2019 19:44
Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 3