Savaşa hayır! PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Salı, 08 Ekim 2019 19:39

Savaşa hayır!

Halklarımıza, işçi sınıfımıza, emekçilere, aydın ve sanatçılara, kadın ve gençlere çağrı!

Suriye’nin kuzeyi, Fırat’ın doğusu, Rojova’ya operasyon yeni bir savaştır,

Savaşa karşı çıkalım!

 

“Bir gece ansızın gelebiliriz” diyen Erdoğan Fırat’ın doğusu, Suriye’nin kuzeyi Rojova’ya girme tehditlerini gerçekleştirme yolunda. Askeri güçlerini Suriye’nin kuzeyinden çekmeye başladığını açıklayan ABD, ‘ne engelleriz ne de destekleriz’ diyerek Erdoğan’a Rojova’ya girmesi için yeşil ışık yakmış oldu. Sonradan Pentagon’un “onaylamıyoruz”, Trump’un “Türkiye benim sınırlarım dışında olduğunu düşündüğüm bir şey yaparsa ekonomisini mahvederim” açıklamalarına ve bazı senatörlerin şiddetli tepkilerine rağmen bu yeşil ışık hâlâ yanmaktadır. Bunu fırsat bilen Erdoğan sınıra askeri sevkiyatı hızlandırdı. Genelkurmay “hazırlıklarımız tamam” açıklaması yaptı. Erdoğan ve ona bağlı havuz medyası sürekli savaş çığlıkları ve tamtamları arasında hamaset edebiyatıyla kamuoyunu baskı altına almaya, onu savaşa hazırlamaya çalışmaktadır. Operasyonun sınırlarımızı tehdit eden YPG “terörüne” karşı olduğu yalanını yaymaktadır.

 

Oysa Suriye’nin Kuzeydoğusuna yapılacak bu operasyon ‘teröre karşı bir askeri harekât’ değil Kürt halkına karşı yeni bir savaştır. Suriye’nin kuzeyinde halkların oluşturdukları demokratik yapıya, Kürtlerin yarattıkları statüye karşı bir saldırıdır. Suriye’nin Kuzeydoğusundaki halkların temsilcileri ve bu halkların askeri gücü Demokratik Suriye Güçleri SDG Komutanlığı, ABD ve Türkiye ile birlikte gerçekleştirilen “Sınır Güvenliği Mekanizması” için üzerlerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirdiklerini, “Türkiye ile herhangi bir savaşın yaşanmaması için” çalıştıklarını açıkladı, ama Türkiye’nin saldırması durumunda da “savunma haklarını kullanacaklarını”, Arap, Kürt, Süryani, Asuri tüm halklarla birlik olup “Türkiye’nin saldırılarına karşı meşru haklarını kullanarak” ülkelerini savunacaklarını bildirdi. Türk ordusu Kuzeydoğu Suriye’de vatanını savunan halklarla karşı-karşıya gelecektir. Bu halk işgal edilen toprakları üzerinde göçmenlere ve cihatçılara köy ve şehirler kurulmasına karşı koyacak, direnecektir. Türkiye bu “operasyonuyla” Türk halkı ve Kürt, Arap ve diğer halklar arasına etkisi asırlar sürecek düşmanlık tohumları ekecek, tamiri güç acılara sebep olacaktır. Buna müsaade etmemek Türk halkının elindedir.

 

Bu “operasyon”la Erdoğan ülkeyi Ortadoğu savaş bataklığına iyice sokmaktadır. Trump “yeşil ışık” yaktı, ama Türkiye’nin “bundan böyle, ABD’nin son iki yıldır, bölgede yakaladığı  İŞİD savaşçılarından sorumlu olacağı” açıklamasını yaptı. Böylece Trump sadece yakaladığı IŞİD’çilerin bekçiliğini ve gardiyanlığını Türkiye’ye vermiyor, bölgede İŞİD’le mücadeleyi Türkiye’ye, Erdoğan’a havale ediyor. Geçmişte Erdoğan’ın beslediği ve desteklediği, ama YPG ve SDG güçleri karşısında yenilen İŞİD hücreleri şimdi bu savaş ortamında yeniden canlanacaklar, bu kez de ABD’nın işlevini üslenen Türkiye’ye karşı saldırıya geçeceklerdir. Bunların nelere muktedir olduğunu Ankara Garı katliamında gördük. Erdoğan bu saldırıyla Ortadoğu’da Türkiye’nin başına yeni çoraplar örmektedir.

 

Erdoğan ülkeyi böylesine büyük bir tehlikeye sürüklerken, en az onbinlerce insanın öleceği, anaların göz yaşının dinmeyeceği bir savaşa dört elle sarılırken, tek düşündüğü kendi çıkarlarıdır, kendi iktidarının ömrünü uzatmaktır. Özellikle son yerel seçimlerden sonra faşist AKP-MHP iktidarının tabanı hızla erimektedir. AKP’nin içi durmadan kaynıyor. Bir milyona yakın üyesi AKP’yi terketmiş, yeni kurulacak partilere yönelmeye başlamıştır. Zamlardan, pahalılıktan bezmiş geniş halk yığınları artık sırtını Erdoğan’a dönmektedir. Erdoğan’ın oy oranı çoktan çekirdek denen %30’un altına düşmüş durumdadır. İktidar elden gitmektedir. Bu gidişi durdurmak için Erdoğan tek çareyi Suriye’de Kürtlere karşı yeni bir savaşta görmektedir. Vatan batacak, insanlar ölecek, halklar Türk halkına düşman olacak, onun umurunda değildir. Onun için önemli olan tek şey iktidarıdır. Bu gerçek niyetini örtmek için O, sürekli bir “PKK-YPG terör tehlikesi” var etmekte, milliyetçiliği ve şovenizmi körüklemekte, toplumda kutuplaşma ve gerilimi arttırmakta, Kürt sorunun barışçıl çözüm yollarının önünü kapatmakta, tek yolun savaş olduğunu halka dayatmaktadır.

 

O şimdi bu savaşı Kuzeydoğu Suriye’ye girerek başlatacaktır. Erdoğan’ın başlatacağı bu savaş yeni zamlar getirecek, Türk lirasının dolar karşısında değerini pula çevirecektir. Trump’un mahvetmesine gerek kalmadan Türk ekonomisi mahvolacaktır. Uluslararası alanda Türkiye komşularıyla geçinemeyen saldırgan bir devlet olarak görülecek, itibarı iyice düşecektir. Türkiye’yi zor günler beklemektedir.

 

Erdoğan’ın bu tehlikeli gidişine, Fırat’ın doğusuna yapacağı operasyona, savaşa karşı çıkmak Türk işçi ve emekçilerinin, aydın ve sanatçılarının, gençlerin ve kadınların, devrimci ve demokratik, barış ve ilerici güçlerinin önünde duran en acil görevdir. Az da olsa savaşa karşı barış sesleri toplumun her kesiminden yükselmeye başladı. Ama bu daha bir çığlık haline gelmedi. HDP dışında muhalefet partileri, CHP’de dahil, Erdoğan’a karşı olmalarına rağmen hamaset politikasından kurtulamamakta, Mecliste savaş tezkeresine oy vermektedirler. Ama onların tabanında insanlar onların bu tutuma karsı çıkmakta, savaşa karşı savaşmak gerekir demektedirler. Şimdi ise Erdoğan’ın savaş girişimlerine karşı tabanda farklı politik ve dünya görüşüne  sahip CHP’li, İYİ Partili, SP’li, AKP’li insanların, barışsever Kemalistinden Müslümanına kadar geniş bir çevrenin katılacağı güçlü bir barış hareketi yaratma zamanıdır. Erdoğan’ın savaş tamtamlarına kanmayalım. O bunu güçsüzlüğünden yapmaktadır. Nasıl onu yerel seçimlerde yendiysek, şimdi onu yine yenmemiz mümkündür. Ona, bu savaşı yapmasına izin vermeyebiliriz. Bunun için bütün güçlerin toplanacağı geniş bir barış ittifakı yaratalım. Bu yalnız savaşı önlemeyecek, Erdoğan’nın da sonunu getirecektir.

 

Savaşa hayır! İster Türkiye’de, ister Irak’da, ister Suriye’de olsun, Kürt sorununun barış ve müzakere yoluyla çözülmesini talep edelim.

 

Savaş yıkım, acı ve gözyaşı demektir, barışı inşa, dostluk ve kardeşlik demektir.

 

Erdoğan’a Suriye’de Kürtlere ve diğer halklara karşı yeni bir savaşa izin vermeyelim!

 

Toplantılar, mitingler, yürüyüşlerle savaşa karşı çıkalım!

 

TKP 1920 ,    08.10.2019                  www.tkp-online.com

 
The Communist Party of Greece PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Cuma, 04 Ekim 2019 17:51

The Communist Party of Turkey TKP-1920                                                                        04.10.2019

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Dimitris Kutsumbas

The Communist Party of Greece

The General Secretary of The Central Committee

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Dear Comrade Dimitris Kutsumbas

The organization which calls itself The Communist Party of Turkey but is known as SİP-TKP in Turkey, is announcing that it will host an international meeting on October 19 th.2019. You and many other communist parties will participate in this meeting. We would like to inform you once again about this party we call SİP-TKP as we also told you before.

The Communist Party of Turkey was established in Baku, 1920, under the leadership of Mustafa Suphi and Ethem Nejat. Almost a month after, October 18 th. 1920, another party had been established by Mustafa Kemal where members of parliament and high ranking military commanders very close to Mustafa Kemal had paticipated. Party’s name was The Communist Party of Turkey and the purpose of establishement was to control the revolutionary movement in Anatolia and to get the support of Soviet Russia. A Committee from this party was sent to paticipate in the meeting of Komintern. Komintern did not recognize this party, instead it recognised the TKP which was established in Baku which as the real representative of workers and laborers of Turkey. The committee sent by Mustafa Kemal had to return to Turkey but the Moscow supported Turkey in spite of the hard conditions of the time. Mustafa Kemal’s party was called the counterfeit or official TKP among the leftist and democratic circles in Turkey

Mustafa Suphi, Ethem Nejat and the 13 members of the Central Committee were assassinated under the command of Mustafa Kemal January, 28 th, 1921 at Black Sea when they were returning to Turkey from Baku. Every year on January 28th, communists and revolutionists of Turkey commemorate Mustafa Suphi and his comrades. Whereas SİP-TKP commemorates November 10th, Mustafa Kemal’s death. This assassination commanded by Mustafa Kemal was a huge blow for the communists of Turkey. However, the communists were recovered very soon and they succeeded to assemble a party congress in 1922. Soon after the congress, the party was banned by Mustafa Kemal. From this day on TKP is still banned.

Our party, made a stride forward under the leadership İsmail Bilen in the seventies, connected to the masses and got the opportunity to work semi-legal among the people. But after the fachist military coup in 1980 our party has suffered a huge defeat. Our cadres who managed to avoid persecution by the military and police moved to Western Europe and DDR as political migrants. Some alterations were realized in the party according to Soviet suggestions. Nabi Yağcı became General Secretary of the party. An “unity process” was started with once legal leftist and progressive parties by Soviet imposition. First of all, our party was united with TİP (The Workers Party of Turkey) and got the name TBKP (The United Communist Party of Turkey). Some members of Politburo (TKP) didn’t accept this union, because this would mean the of liquidation of the party.  This coincided with the period of Soviet disintegration, so the TBKP established itself as a legal party. The party congress was held but the state banned this party also. The European Human Rights Court reversed the ban but the Constution Court of Turkey didn’t accept refused because deemed it impossible according to the Turkish laws, that a party could call itself communist and defend the rights of self determination for the Kurds. In this process, Nabi Yağcı switched sides and began writing in bourgeoisie newspapers.

This disorganization lasted to the early years of 2000. An urgent recovery mission awaited the communists. In the beginning of the process, a party known as SİP (The Socialist Power Party) declared that they changed their party name to TKP (The Communist Party of Turkey) and alleged that “they are the TKP”. All of the action took place in “overnight”. This was an obvious fraud. For this reason they are called SİP-TKP so as to distinguish them form the TKP. SİP was established by some Troskyits and they were the members of TİP (The Workers Party of Turkey) and dismissed  from the TİP those days. They had opposed both the Soviets and the TKP. The Turkish state permitted this pseudo-communist party, and didn’t ban it. According to the The Supreme Court of Appeals Prosecutor, founder of the SİP-TKP didn’t have any relations with real TKP (the historical), they were “good guys” and they shared the same opinions as the state regarding the Kurds.

There is a major resemblence between this pseudo-TKP and the “Official TKP” which was established by Mustafa Kemal in 1920. The leftist and democratic movements of Turkey are shared this standpoint. Just as the official/counterfeit communist party was established in order to suppress the Anatolian revolutionary movements  under the impact of October Revolution, now the communist party is established by the state, namely pseudo-TKP (SİP-TKP). The state is awared of the disorganization in the communist movement and wanted to control and surppress progressive, leftist, revolutionary and Marksist youth. The purpose of the state is getting together the youth around the nationalist and Kemalist ideology with the help of this pseudo party. SİP-TKP are pursuing their mission “successfully”, unfortunately. They are keeping away the people, especially the youth from the working class and Marxism-Leninism, social movements, especially the resistance of Kurdish people in Kurdistan – in east of Turkey. These masses are becoming the followers are being of the nationalist Kemalizm and  transformed to a kind of “standby power” of the state. This pseudo party is keeping quiet against the hostility against Kurds and PKK and ignores the war against the Kurds. They are ensuring immunity in this way.

This SİP-TKP doesn’t follow the way of Marxism-Leninizm instead it openly follows Kemalism. They didn’t have any relations and connections with Marxist-Leninist TKP which was established by Mustafa Suphi. But they can carry the both Mustafa Suphi’s and Mustafa Kemal’s badges on their  breasts. They can use the Mustafa Kemal’s photo along side with the Mustafa Suphi’s along with the Turkish flag. What shamaless dishonesty! They carry and circulate Mustafa Kemal who gave the orders to assasinate Mustafa Suphi and his 14 comrades!  Can they be communists? Their mission is to reconcile Mustafa Suphi with Mustafa Kemal, Marxism with Kemalism, working class with bourgeoisie and misguide the public opinion. But they can not succeed in it even if they’ve got support from the state.  Now these forgers are trying to lay claim to our party’s establishement day, especially the 100th anniversary, next year 2020.

In nowaday’s Turkey, main problem is to halt the fascist AKP-MHP power which is under Erdogan’s total control and end their power and so democratize Turkey. Therefore all forces both Turkish and Kurdish against Erdogan must build a democratic alliance. Such an alliance realized under the local elections, especially the second round of elections of the Istanbul metropolitan municipality. The aim was refuse Erdogan’s candidate and to teach Erdogan a lesson, be dealing him a blow. And we did it! Erdogan was defeated and the masses realised that power can be taken from the hands of Erdogan with an alliance. It was a huge experience fort he masses. But pseudo party SİP-TKP was against the such an alliance. The party’s General Secretary Kemal Okuyan, asserted that  the achievements after the alliance would be very dangerous for the struggle of socialism and that it wouldn’t help the struggle for democracy and freedom. This statement signified obvious support to Erdogan’s power. According to them, there was no connection between striking a blow to Erdogan and the struggle for democracy and socialism. In fact that for the peaceful solution of Kurdish case and the improvement of the working class is only possible after Erdogan’s defeat and the winning over of democracy.  SİP-TKP is far away from this understanding. They have once again proved themselves a state party.

We are communists trying hard to revive the TKP which was established in 1920, at Baku. We call ourselves TKP-1920 because SİP-TKP seized our genuine name and is misguiding the masses by calling  itself as communist party and making a counterfeit mix-up of Marxism-Leninizm and Kemalizm. It is the first time we are witnessing such an example in the world. We would like to inform you as an old fellow party, about so called TKP which will host you soon in our country.

We hope that these informations will be beneficial to you.

Comradely regards,

Mehmet Bayrak

Son Güncelleme: Cuma, 04 Ekim 2019 18:16
 
Yunanistan Komünist Partisi'ne PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Cuma, 04 Ekim 2019 17:41

TKP 1920                                                                                                 04.10.2019

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Dimitris Kutsumbas
Yunanistan Komünist Partisi

Merkez Komitesi Genel Sekreteri

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

Değerli Dimitris Kutsumbas Yoldaş,

Kendisine Türkiye Komünist Partisi TKP diyen, ama Türkiye’de SİP-TKP olarak bilinen kuruluş 19 Ekim 2019’da sizin katılacağınız ve bir çok komünist partisinin de çağrıldığı uluslararası bir toplantı düzenleyeceğini, dünya komünist ve işçi partileri toplantısına ev sahipliği yapacağını duyurmaktadır. Biz sizi bu toplantı öncesi bizim SİP-TKP dediğimiz bu parti hakkında bir kez daha bilgilendirmek istiyoruz. Sizi bu konuda daha önce de bilgilendirmiştik.

Türkiye Komünist Partisi 1920 yılında Mustafa Suphi ve Ethem Nejat önderliğinde Baku’da kuruldu.  Hemen hemen bir ay sonra 18 Ekim 1920’de Anadolu’daki devrimci hareketi kontrol altına almak ve Sovyet Rusya’dan yardım sağlayabilmek için Mustafa Kemal de Ankara’da kendine sadık bazı milletvekillerinin ve yüksek ordu komutanlarının katılımıyla Türkiye Komünist Partisi TKP diye bir parti kurdurttu. Partiden bir heyeti Komintern toplantısına katılmak üzere Moskova’ya gönderdi. Komintern bu partiyi kabul etmedi ve Türkiye işçi sınıfını ve emekçi halkını temsil eden partinin Baku’da kurulan TKP olduğunu bildirdi. Mustafa Kemal’in gönderdiği heyet geri dönmek zorunda kaldı, ama Moskova o günün zor koşullarına rağmen Ankara’ya gerekli yardımları yaptı. Mustafa Kemal’in kurduğu bu parti Türkiye sol ve demokratik güçleri arasında sahte veya Resmi TKP olarak anılır.

Mustafa Suphi ve Ethem Nejat ve 13 Merkez Komitesi üyesi Baku’dan Türkiye’ye gelirken 28 Ocak 1921’de Mustafa Kemal tarafından Karadeniz’de hunharca katlettirildi. Türkiye komünist ve devrimcileri her yıl 28 Ocak’ta Mustafa Suphi ve yoldaşlarını anarlar. SİP-TKP ise 10 Kasımda Mustafa Kemal’in ölümünü anar. Mustafa Kemal’in yaptırttığı bu katliam Türkiye komünistleri için büyük bir darbeydi. Ama Komünistler yine toparlandılar, 1922 senesinde partinin ikinci kongresini yapmayı başardılar. Bu kongreden kısa bir zaman sonra Mustafa Kemal partiyi yasaklattı. O günden beri partimiz TKP hala yasaktır.

1970’li yıllarda partimiz İ. Bilen önderliğinde bir atılım yaptı, yığınlarla bağlandı, yarı legal çalışma olanakları elde etti. Ama 1980 senesindeki faşizan askeri darbeyle büyük bir yenilgi aldık. Asker ve polis takibatından kurtulan kadrolarımız Batı Avrupa’ya ve DDR’a politik göçmen olarak gittiler. Sovyetlerin önerisiyle yönetimde değişiklik yapıldı, Nabi Yağcı genel sekreter oldu. Bu dönemde Sovyetlerin dayatmasıyla bir zamanlar Türkiye’de legal olan sol ve ilerici partileriyle birlik süreci başlatıldı. Önce Türkiye Birleşik Komünist Partisi TBKP adı altında Türkiye İşçi Partisi TİP’le birleşildi. Bazı Polit Büro üyeleri bu birliğe karşı çıktılar, zira bu birlik partinin likidasyonu anlamına geliyordu. Sovyetlerin dağılmasına rastlayan bu dönemde Türkiye’de TBKP yasal olarak kuruldu. Kongresini topladı. Ama devlet bu partiyi de yasakladı.  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kararı bozmasına rağmen Türkiye Anayasa Mahkemesi bu kararı tanımadı, çünkü Türkiye’de yasalara göre ismi komünist olan ve Kürtlerin kendi kaderlerini belirleme hakkını savunan bir parti kurulamazdı. Bu arada Nabi Yağcı da saf değiştirerek burjuva gazetelerinde yazarlığa başladı.

Bu dağınıklık 2000’li yılların başına kadar sürdü. Komünistlerin önünde yeniden toparlanma görevi duruyordu. Tam toparlanma için ilk adımların atılmaya başlandığı bir anda, 2001 yılında Sosyalist İktidar Partisi SİP olarak bilinen bir parti bir gecede ismini TKP olarak değiştirdiğini ilan etti ve ben TKP’yim diye ortaya çıktı.  Bu ise açıkça bir sahtekarlıktı. Bu nedenle gerçek TKP’den ayırmak için bu partiye SİP-TKP dendi. Önceleri SİP’i kuranlar ise Troçkist görüşlerinden dolayı TİP’ten atılmış, geçmişte Sovyetlere ve TKP’ye küfreden kişilerdi. Devlet ise bu TKP’ye müsaade etti, yasaklamadı. Partilerden sorumlu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına göre bu partiyi kuranların gerçek TKP ile bir ilişkisi yoktu, “iyi çocuklardı” ve Kürt konusunda da devlet politikasının yanındaydılar.

Devletin icazetiyle kurulan bu partiyle 1920 yılında Mustafa Kemal’in kurdurttuğu Resmi TKP arasında büyük bir benzerlik bulunduğu Türkiye sol ve demokratik hareketinde kabul edilen bir olgudur. Nasıl o zaman devlet Anadolu’da Ekim Devrımi etkisiyle yükselen devrimci hareketi kontrol altına almak için sahte bir komünist partisi kurduysa, bugün de devlet komünistlerin dağınıklığından yararlanarak ilerici, devrimci, sol ve Marksist eğilimli gençleri kontrol altına almak, onları ulusalcı-kemalist ideoloji etrafında toplamak için bu yeni TKP’yi, yani SİP-TKP’yi kurdurttu. Onlar maalesef bugün bu işlevi “başarıyla” yerine getirmektedirler. Yığınları, özellikle gençleri işçi sınıfından, onun ideolojisi Marksizm-Leninizmden, toplumsal olaylardan, özellikle Türkiye’nin doğusunda Kürdistan’da Kürt halkının direnişinden uzak tutmakta, milliyetçi Kemalizm peşine takmakta, onları iktidarın yedek güçleri haline getirmektedir. Kürt ve PKK düşmanlığıyla devletin Kürtlere karşı yürüttüğü savaşta susmakta, sanki böyle bir savaş yokmuş gibi davranmakta, böylece de kendine dokunulmazlık sağlamaktadırlar.

Bu SİP-TKP Marksizm-Leninizm değil, açıkca Mustafa Kemal’in yolunu izlemektedir. Mustafa Suphi’nin kurduğu Marksist-Leninist TKP ve onun mücadelesiyle hiç bir ilişkileri yoktur. Bunlar göğüslerinin bir tarafında Mustafa Kemal’in, diğer tarafında Mustafa Suphi’nin resimlerini taşıyabilmekteler, Mustafa Suphi’nin fotoğrafının yanına Mustafa Kemal’in fotoğrafını koyup Türk bayrağı ile birlikte servis edebilmektedirler. Bu ne utanmazlık, ne sahtekarlıktır? Mustafa Suphi’yi Karadeniz’de 14 yoldaşıyla birlikte katlettiren Mustafa Kemal’le birlikte taşımak ve yaymak! Bunu yapanlar komünist olabilir mi? Bunların görevi Mustafa Suphi’yle Mustafa Kemal’i, Marksizmle Kemalizmi, komünizmle kapitalizmi, işçi sınıfıyla burjuvaziyi uzlaştırmaya çalışmak, böylece kamuoyunu yanıltmak ve şaşırtmaktır. Ama arkalarında devlet de olsa bunu başaramayacaklardır. Bu kalpazanlar şimdi de partimizin kuruluş yılına, özellikle 2020’deki yüzüncü yılına sahip çıkmaya kalkışmaktadırlar.

Günümüz Türkiye’sinde en önemli sorun Erdoğan yönetimindeki faşist AKP/MHP iktidarını geriletmek, bunların iktidarına son vermek ve Türkiye’yi demokratikleştirmektir. Bunun için Türk, Kürt tüm Erdoğan karşıtı güçlerin demokratik bir ittifakı gerekmektedir. Erdoğan’a karşı böyle bir ittifak son yerel seçimlerde, özellikle tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde oluştu. Amaç Erdoğan’ın başkan adayını seçtirmeyerek Erdoğan’a bir ders vermek, ona bir darbe indirmekti. Öyle de oldu. Bu seçimde Erdoğan en büyük yenilgisini aldı, birleşilince iktidardan düşürülebileceğini yığınlar gördü. Bu yığınlar için büyük bir deneydi. SİP-TKP ise bu ittifaka karşı geldi. Bu partinin Genel Sekreteri olan Kemal Okuyan böyle bir ittifakın kazanacağı mevzilerin sosyalizm mücadelesi açısından büyük bir tehlike olduğunu, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin de yararına olmayacağını ileri sürdü. Bu tutum ise Erdoğan iktidarına zımnen değil, artık açık bir destek anlamına geliyordu. Onlara göre Erdoğan’a bir darbe indirmenin demokrasi ve sosyalizm mücadelesiyle bir bağlantısı yoktu. Oysa Kürt sorununun barışçıl çözümü, işçi sınıfı mücadelesinin yükselmesi için önce Erdoğan’ın yenilmesi, demokrasinin kazanılması gerekmektedir. SİP-TKP ise bu anlayıştan fersah fersah uzaktır. Bu tutumlarıyla onlar devlet partisi olduklarını bir kez daha ispatlamış oldular.

Biz 1920’de kurulan partimiz TKP’yi yeniden ayağa kaldırmakta olan komünistleriz. Dünyada ilk kez bir komünist partisinin adını alarak yığınları şaşırtan, Marksizmi-Leninizmi Kemalizme bulayarak kalpazanlık yapmasıyla tek örnek olan, SİP-TKP partimizin ismini gaspettiği için kendimize TKP-1920 diyoruz. Eski bir kardeş partiniz olarak şimdi ev sahipliği yapacak olan ve kendine TKP diyen bir parti hakkında sizleri bilgilendirmek istedik. Ümit ederiz ki bu bilgiler size yararlı olacaktır.

Yoldaşça selamlar

Mehmet Bayrak

Son Güncelleme: Cuma, 04 Ekim 2019 17:48
 
TKP 99 Yaşında PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Salı, 10 Eylül 2019 10:05

Çağrı!

10 Eylül 2019, TKP 99 Yaşında!

 

Büyük Atılımlarla Partimizin 100. Yılına Hazırlanalım!

 

10 Eylül 2019’da partimiz Türkiye Komünist Partisi TKP 99 yaşına giriyor. Gelecek sene 2020’de 100 yaşında olacak. İşçi sınıfının ve emekçi halklarımızın sosyal ve ulusal kurtuluş mücadelesinde zafer ve yenilgilerle, acı ve mutluluklarla, var ve yok olmakla dolu bir asır! Tam yok oldu dendiği bir anda büyük bir atılımla yeniden ayağa kalkmasını başaran bir azim ve inanç! Bu gücü partimiz her zaman Karadeniz’de hunharca katledilen kurucuları Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve yoldaşlarının mücadelesinden, onların bu mücadelesini Türk burjuvazisinin barbar saldırılarına karşı hayatları pahasına savunan ve bayrağı elden düşürmeyen, sürekliyükselten yoldaşların savaşlarından, Marksizm – Leninizm’den ve Enternasyonalizm’den almıştır ve almaktadır. Bugün de 1983’de 5. Kongre ile başlayan likidasyonu sonlandırıp, partimizi yeniden ayağa kaldırmaya çalışırken yine Mustafa Suphi ve yoldaşlarının, onların yolunda giden Nâzım ve Bilen’in mücadelesinden, Marksizm-Leninizm ve Enternasyonalizm’den güç almaktayız. 1973 Atılımı gibi bir atılımla partimizi yeniden ayağa kaldırma görevi önümüzde durmaktadır.

 

Şüphesiz bugünün koşulları 70’li yılların koşulları değildir. Ama bugünün koşulları 70’li yılların koşulları gibi hiç de iyi değildir diyemeyiz. Özellikle 31 Mart 2019 yerel seçimleri ve 23 Haziran 2019 İBB Başkanlığı seçimi devrimci demokratik güçlerin, solcuların, komünistlerin önüne işçi ve emekçi yığınları, köylü ve esnaf, gençlik ve kadın, aydın ve sanatçılar arasında çalışmak, bağlaşıklar kurmak için büyük olanaklar yaratmıştır. 23 Haziran’da en büyük kazanım yalnız faşist ittifakın yenilip İmamoğlu’nun İBB Başkanlığına seçilmesi değil, başta Kürt ve Pontus sorunu olmak üzere Türkiye’de bazı tabuların yıkılmaya başlamasıdır. Bu seçimlerde yalnız şimdiye kadar yenilmez denilen Erdoğan yenilmemiş, O’nun kurmaya çalıştığı otoriter faşizan diktatörlük bir yara, demokrasi bir nefes almamış, aynı zamanda şovenizm ve milliyetçilik üzerine oturtmaya çalıştığı Kürt ve Kürdistan karşıtlığı, APO ve PKK düşmanlığı iflas etmiştir. Kürtler, onların lideri Abdullah Öcalan bir kez daha Türkiye’de politik arenaya kilit, çözümleyici güç olarak çıkmıştır. Türk halkı tarafından Kürtlerle birlik olmadan Türkiye’nin yalnız hiçbir sorununun demokratik bir çözümü olamayacağı görülmemiş, aynı zamanda Türkiye’nin bölgede ve dünyada demokratik, etken bir aktör olarak rol oynayamayacağı da anlaşılmaya başlanmıştır. Seçim meydanlarında HDP’li, CHP’li, İYİ Parti’li, muhalif AKP’li seçmenlerin Erdoğan ve O’nun faşizan rejimini yenmek için oluşturdukları ortak çalışmalar ve demokratik ittifaklar ve seçim akşamı Taksim’den Beylikdüzü’ne, Fatih’ten Kartal’a kadar meydanlarda Türkler‘in, Kürtler‘in, Aleviler‘in, Hıristiyanlar‘ın, diğer halklardan ve inançlardan, farklı siyasi görüşlerden insanların çektikleri ortak halaylar Türkiye’de göreceğimiz demokratik, özgür ve güzel günlerin habercisi olmuştur. Şimdi önümüzde duran görev seçim meydanlarında oluşan farklı politik görüşlerden Kürt, Türk ve diğer Türkiye halklarının bu birliğini kalıcılaştırmak ve Erdoğan’ın faşizan iktidarına son verecek bir güce yükseltmektir.

 

Erdoğan bir yara almıştır, ama hâlâ iktidardadır ve O bu iktidarını 2023’e kadar sürdürmek için her yola başvurmaya hazırdır. Onu firenleyecek güç ise başta işçi sınıfı ve emekçi yığınlar olmak üzere ilerici, devrimci, demokrat ve muhalif güçlerin tabanda oluşturacağı birliktir. Böyle bir birlik sırf Erdoğan gitsin, kim gelirse gelsin anlayışı üzerine değil, Erdoğan’dan sonra Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ve halkların eşitliği, özgürlüğü, özerkliği temelinde yeniden yapılandırılması anlayışı üzerine yükselmelidir. Kürtlerin ve diğer halkların, Alevilerin ve diğer din ve mezheplerin, kültürlerin kendini özgürce ifade edemedikleri bir Türkiye asla demokratikleşemez, TKP’nin Baku’daki 1. Kongresinde saptadığı “özgür ulusların özgür birliği” gerçekleşemez. CHP’sinden İYİ Partisi’nden AKP ve MHP’sine ve diğer burjuva partilerine kadar egemen olan güçlerin hemen hemen hepsi Türkiye’nin demokrasi temelinde yeniden yapılandırılmasına karşıdırlar, onlar hala cumhuriyetin kuruluş felsefesi olan üniter devlet yapısından yanadırlar. Önümüzde yalnız Erdoğan’ı değil, onunla birlikte bu tekçi anlayışı yıkmak, demokratik bir anayasayla Türkiye’nin çok uluslu ve halklı, çok dinli ve mezhepli, çok dilli ve kültürlü bir toplum olduğu anlayışını yerleştirmek görevi bulunmaktadır. Özellikle 23 Haziran 2019 seçim kampanyası esnasında ortaya çıkan ve kendini kabul ettiren Kürt gerçeği ile bir kez daha cumhuriyetin bu tekçi felsefesi iflas etmiştir. Yıkılmaya başlayan bu tekçi anlayış Türkiye’nin demokratikleşmesinin, Türkiye halklarının birlikte eşit, özgür ortak bir yaşam kurmasının önünde en büyük handikaptır. Şimdi yığınlar içinde, özellikle Türk işçi ve köylülerine, emekçilerine Türkiye’nin bu gerçeğini anlatmak, bu gerçek kabul edildiğinde Kürt sorununun barışçıl yollardan çözüleceğini, savaşın biteceğini, ekonominin güçleneceğini, Türkiye’nin bölgede ve dünyada saygın bir yere sahip olacağını göstermek gerekmektedir. Tabanda oluşturulacak bu ittifak, bu güç yukarda “muhalif” parti yöneticilerinin daha ardıcıl demokratik bir tutum almalarını da sağlayacaktır. Türkiye’nin demokrasi temelinde yeniden yapılanmasına ve bunun bir demokratik anayasayla yeni bir toplum sözleşmesine dökülmesine sahip çıkan işçi sınıfı da şu aniçine itildiği milliyetçilikten, felç olmuşluktan kurtulacak, iş, aş ve sosyalizm mücadelesinde yeni başarılara imza atacaktır.

 

Partimiz 99. Yılını kutlarken 100. Yılına bu mücadeleler içinde hazırlanmalıdır. Komünistler yığınlar arasına dalmalı, Erdoğan’a, O’nun faşizan rejimine karşı olan tüm demokratik ve muhalif güçlerin birleşmesi, geniş bir demokratik ittifakın kurulması için çalışmalı ve bu ittifakın demokrasi anlayışının derinleşmesi, demokrasinin de  halkların eşitliği, özgürlüğü ve özerkliği temelinde Türkiye’ninyeniden yapılanması ve bunun bir anayasayla tescil edilmesiyle gelişeceği propaganda edilmelidir. Partimizin yeniden ayağa kaldırılması komünistlerin yığınlar içinde vereceği bu mücadelelerle gerçekleşecektir. 73 Atılımı da yığınlar arasında “iğneyle kuyu kazar gibi” çalışarak gerçekleştirilmişti. Şimdiki atılımın boyutu o zamankinden daha geniş ve derindir. O zamanatılımın hedefi iki sistem savaşı içindeTürkiye’de “ileri demokrasi”yi gerçekleştirmekti. Şimdiki atılımın içeriği “demokrasi temelinde Türkiye’yi yeniden yapılandırmak”tır. Sosyalizm için verilen mücadelede Türkiye işçi sınıfı içinbu demokratik yapılanma belirleyici önemli bir hamledir. Bu mücadele hem Türkiye’nin hem partimizin tarihiyle yüzleşerek, hem de çöken reel sosyalizm sonrasında parti politikasını, strateji ve taktiğini tartışarak gerçekleştirilmelidir. Durum‘un 6. sayısında çıkan 4 bölümlük yazı bu çalışma ve tartışmalara temel oluşturacak yöndedir.

 

Haydi, 23 Haziran’da doğan demokratik olanakları değerlendirelim, yığınlara dalalım!

 

Tabanda en geniş güçlerin demokratik ittifakını örelim, yukarıya baskıyı arttıralım!

 

Bu çalışmalar içinde partimizin yeni bir Atılımını hazırlayalım.

 

Partimiz TKP’nin 99. Yılı tüm Türkiye ve dünya işçi sınıfına, Türkiye halklarına kutlu olsun!

 

TKP 1920                                                        www.tkp-online.com

Son Güncelleme: Salı, 10 Eylül 2019 10:17
 
Açıklama PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Salı, 20 Ağustos 2019 08:58

Açıklama

Faşist Erdoğan-Bahçeli Rejimi Kürt halkına karşı sivil darbe yaptı

Diyarbakır, Mardin ve Van Belediyelerine kayyım atandı

İstanbul’dan Van’a kadar halklarımızın tepkisi büyüyor

19 Ağustos 2019’da sabaha karşı İçişleri Bakanlığı kararıyla Diyarbakır, Mardin ve Van HDP’li Büyükşehir Belediye Eş Başkanları Adnan Selçuk Mızraklı, Ahmet Türk ve Bedia Özgökçe Ertan görevlerinden alındı, yerlerine o illerin valileri kayyım olarak atandı. Daha bundan 5 ay önce 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde halkın Diyarbakır’da % 63, Mardinde % 56 ve Van’da % 54’ünün oyuyla seçilen belediye başkanlarını hiçbir hukuki dayanağı olmayan gerekçelerle ve keyfi bir kararla görevden almak yalnız demokrasiyi ve onun kutsal dayanağı seçimleri hiçe saymak değil, halklarımızın tecelli etmiş özgür iradesine karşı girişilen sivil bir darbedir. Bu darbe en başta Kürt halkına karşı yapılan siyasi bir darbedir, onun özgür iradesinin gasp edilmesidir. Ama bu darbe tüm halklarımızı hedef almaktadır, zaten kısıtlı olan demokrasinin tamamen rafa kaldırılabileceğinin habercisidir. Partimiz belediye başkanlarının görevden alınmasını şiddetle protesto eder ve Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Boşnak, Arnavut, müslüman, hıristiyan halklarımızın tüm demokratik güçlerini, işçi ve emekçilerini, gençlerini ve kadınlarını Erdoğan’ın sivil darbesine karşı mücadeleye çağırır.

Son Güncelleme: Salı, 10 Eylül 2019 10:24
Devamını oku...
 
AÇIKLAMA PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 24 Haziran 2019 11:26

AÇIKLAMA

23 Haziran 2019 İstanbul seçimleri,

Başta Kürtler olmak üzere Türkiye halklarının, demokratik güçlerin, HDP’nin, AKP-MHP ittifakına oy vermeyenlerin büyük zaferidir!

İstanbul halkı 31 Mart’ta gasp edilen iradesini geri aldı, Erdoğan’ın faşist diktatörlüğünün sonunu başlattı!

Şimdi demokratik güçler Erdoğan’a 4,5 yıl seçimsiz iktidar şansı vermemelidir, bir erken seçim için mücadeleyi hemen yükseltmelidirler!

 

Her türlü hukuk ve demokrasi anlayışı çiğnenerek Erdoğan’ın “talimatıyla” YSK tarafından 31 Mart İBB seçiminin iptal edilmesi üzerine 23 Haziran 2019’da yeniden sandık başına gitmek zorunda kalan İstanbullular Erdoğan’a bir kez daha gereken dersi verdiler. İstanbul İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu oyların % 54’nü alarak Erdoğan ve Bahçeli’nin adayı % 45 oy alan Binali Yıldırım’ı fersah fersah geride bıraktı. Bu başarı yalnız CHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla değil, özellikle HDP’nin ve Kürtlerin, Ermeni, Rum ve dışlanan diğer halkların, demokratik güçlerin, Erdoğan’a sırtını çeviren AKP’li, MHP’li ve diğer partilerden, partimiz TKP’nın ve partisiz olan seçmenlerin tabanda oluşturdukları demokratik ittifak sayesinde kazanıldı.

Son Güncelleme: Salı, 10 Eylül 2019 10:25
Devamını oku...
 
Çağrı PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Perşembe, 06 Haziran 2019 20:31

Çağrı

23 Haziran’da İstanbul’da Erdoğan’a, Binali Yıldırım’a, Cumhur İttifakı’na oy yok!

Oylarımızı demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış için kullanalım!

Erdoğan ve AKP’in talan ve yağmasına son verelim,

Demokratik, şeffaf, adil belediyeciliğin önünü açalım!

23 Haziran 2019’da İstanbul’da seçmen İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı‘nı seçmek üzere yeniden sandık başına gidiyor. Bu zoraki, dayatılmış bir seçim ve sandık başına gidiştir. Çünkü İstanbullular 31 Mart 2019’da belediye başkanlarını seçtiler. 14 bin oy farkıyla Cumhur İttifakı adayı AKP’li Binali Yıldırım’ı geçen Millet İttifakı adayı CHP’li Ekrem İmamoğlu belediye başkanı seçilmişti.

Son Güncelleme: Salı, 10 Eylül 2019 10:26
Devamını oku...
 
Haydi 1 Mayıs 2019’da Miting Alanlarına PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Salı, 23 Nisan 2019 22:06

Haydi 1 Mayıs 2019’da Miting Alanlarına !

 

Yerel seçim başarılarını kutlayalım!

Demokratik hak ve özgürlükleri, işçi haklarını savunalım!

Bir kez daha Erdoğan’a sonunun geldiğini gösterelim!

Kıdem tazminatlarımızın talanına karşı çıkalım!

Ücret ve maaşları kemiren enflasyonu, zamları, pahalılığı protesto edelim!

Doğuda Kürdistanda yürütülen savaşa karşı çıkalım, Kürtlerle barış isteyelim!

Öcalan’ın tecridine karşı yapılan açlık grevlerini destekleyelim!

 

Bu yıl, uluslararası işçi ve emekçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü olan Bir Mayıs’ı Türkiye’de Türk, Kürt ve diğer halklarımızdan işçi ve emekçiler 31 Mart yerel seçimlerinde elde etttikleri başarılarla kutlayacaklar. Bu seçimlerde HDP’nin politikası sayesinde, Kürt ve Türk işçilerinin ve emekçi halklarının tabanda oluşturdukları seçim ittifaklarıyla kayyımların çoğuna son verildi, başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerde belediye başkanlıkları AKP-MHP ittifakına kaybettirildi. Erdoğan büyük bir yenilgi aldı, halklarımız O’na bir demokrasi dersi verdi. Bu başarı Erdoğan’ın sonunun başlangıcıydı. Şimdi Bir Mayıs mitinglerinde Kürt ve Türk işçi ve emekçileri, demokrasi güçleri arasında seçim kampanyası sırasında oluşan birliği, dostluk ve dayanışmayı pekiştirelim. Erdoğan’ın sonunu getirecek, MHP ile oluşturduğu faşizan iktidarına son verecek, Türkiye’ye demokrasi ve özgürlüğü, barışı ve kardeşliği getirecek olan güç, Kürt ve Türk işçi ve emekçileri arasında kurulan ve yeşeren bu birlik ve dayanışma olacaktır. Bu birlik Erdoğan ve Bahçeli’nin işçi ve emekçi halklarımız arasına ekmeye çalıştıkları düşmanlıkları yıkacak, enternasyonal dayanışmanın mümtaz örneklerini verecektir. Bu daha şimdiden Bir Mayıs alanlarında Erdoğan’ın Kürt halkına karşı yürüttüğü savaşa, Rojova’ya müdahale girişimlerine karşı çıkmayı, Öcalan’a uygulanan hukuksuz keyfi tecrite karşı açlık grevi yapan Leyla Güven ve arkadaşlarının direnişine sahip çıkmayı, Kürt sorununun eşitlik, özgürlük ve özerklik temelinde demokratik ve barışçıl çözümünü savunmayı gerektirmektedir. Bir Mayıs alanları ancak Kürt halkının ulusal ve demokratik hakları savunularak demokrasi şölenine dönüşebilir, enternasyonalizm ruhunu yaşatabilir.

Son Güncelleme: Pazar, 28 Nisan 2019 19:39
Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 3