Açıklama: TKP geçmişi ile ilgili tezlerin çoğu birer çarpıtmadır!
POLİTİKA Gazetesi’nde partimizin yakın geçmişini de ilgilendiren bazı tezler yayınlandı. Partimizin tarihi ile ilgili birçok çarpıtmaları içeren bu tezlerin hazırlanmasında parti üst yönetiminden birinin katıldığı anlaşılmaktadır. Bunun da Veysi Sarısözen olduğu tahmin edilebilmektedir. Bu nedenle de, bu tezlerdeki bazı çarpıtmalar üzerinde durmak ve onları düzeltmek gereği doğmuştur. Çünkü ileride TKP üzerine araştırma yapan bir kısım burjuva ve küçük burjuva Marxologların, bazı burjuva “aydın” ve akademisyenlerin bunları TKP ve tarihine karşı kullanmalarını önlemek gerekmektedir. Aynı zamanda ileride partiye üye olacak olan genç Marksistlerin ve Leninistlerin parti geçmişi hakkında yanlış, çarpık kanılara sahip olmamaları da engellenmiş olacaktır.
Parti likidasyonunun nedeni
Tezlerde partinin likidasyon nedeninin “uluslararası ve ülke içi koşulları olduğu” belirtilmekte, sonra da “TKP, 12 Eylül darbesinden önce, darbe esnasında ve darbe günü yapılan taktik hataların; SBKP’de Gorbaçov’la başlayan Marksizm Leninizm’den gerileme ve gerilemenin karşı-devrime dönüşmesinin; TKP-TİP birliğinin yukarıdan aşağıya, parti tabanlarının bilinçli rızası alınmadan başlatılmasının yarattığı olumsuz koşullarda TKP’yi ve TİP’i TBKP çatısı altında hiçbir hazırlık yapılmadan ‘legale’ çıkarma kararıyla TKP tarihte bir eşi görülmeyen likidasyon sürecine girmiştir” denmektedir.
Tezlerdeki bu saptama gösteriyor ki, likidasyon TKP ile TİP’in birliği değil, TKP-TİP birliğinden çıkan TBKP’nin legale çıkarılmasıdır. Partinin “Yenilenme-Yasallaşma-Sol Birlik” kararınındaki yasallaşmanın bir hazırlık yapılmadan Nabi tarafından iradi biçimde zamansız hayata geçirilmesidir. Tezlerde “Likidasyon TKP-TİP birliğinin sonucu değil, uygulanan yöntemin sonucudur” denmektedir. Yöntemin ise “ilkesel bakımdan büyük bir yanlış olduğu” belirtilmektedir. Yanlış olan yöntem ise “hiçbir hazırlık yapılmadan ‘legale’ çıkarma kararı”dır. Bu saptama esas ve yöntem, neden ve sonuç bakımından doğru değil, ama Nabi’nin TBKP’yi yasaklanacağını bile bile illegalden legale çıkarması açık bir likidasyondur. Bu aynı zamanda partinin devlete “teslim” edilmesi anlamına da gelir.
Uluslararası neden
Buna göre TKP’nin likidasyonunun uluslararası nedeni “SBKP’de Gorbaçov’la başlayan Marksizm Leninizm’den gerileme ve gerilemenin karşı-devrime dönüşmesinin” getirdiği sorunlardır. Bu doğru değildir. Gorbaçov dönemi SBKP’deki gelişmeler her komünist partisinde olduğu gibi TKP’de de tartışıldı. Herkesin ilk kanısı Sovyetler Birliğini Perestroyka ve Glasnost’a (Yenilenme ve Açıklık) ihtiyacı olduğu, bu süreçte Lenin’in NEP Atılımı gibi Sovyetlerin bir atılım yaşaması umut ediliyordu. Ama yenilenmenin kapitalizme geçiş gibi algılanmasından da endişe duyuluyordu. Sonunda maalesef gerçekleşen kapitalizm oldu.
SBKP’deki gelişmeler üzerine yapılan bu tartışmalar partide ne bir bölünmeye yol açtı, ne de partinin likidasyonuna bir etkisi oldu. Likidasyona Gorbaçov döneminin tek etkisi, Gorbaçov’un Perstroyka ve Glasnost politikası sonucu, 1989’da reel sosyalizmin çökmesinden sonra, parti üyelerinin hiçbir disiplin ve ilke tanımamaları, kendilerini “özgür” saymaları ve Nabi’nin de kafasındaki legalleşmeyi hızla hayata geçirme fırsatı bulmuş olmasıdır. Buna maalesef o zaman kimse karşı çıkmadı. Zira partinin kararı “yenilenme, yasallaşma ve solda birlik”ti. Reel Sosyalizm yıkıldıktan sonra parti yönetiminin, partinin bu kararının bir hükmünün kalmadığını söyleyip yeni bir değerlendirme yapması gerekirdi. Yapılamadı, Nabi de bildiğini okudu. Nabi’nin “legale” çıkma kararıyla TKP’nin girdiği “tarihte bir eşi görülmeyen likidasyon süreci” tüm çıplaklığı ile ortaya çıktı.
Likidasyonun ülke içi koşulları
Tezlerde TKP likidasyonuna yol açan ülke içi koşullar da şöyle belirtilmektedir:
1. “12 Eylül darbesinden önce, darbe esnasında ve darbe günü yapılan taktik hatalar”,
2. “TKP-TİP birliğinin yukarıdan aşağıya, parti tabanlarının bilinçli rızası alınmadan başlatılmasının yarattığı olumsuz koşullar”,
Bunlar doğru saptamalar değildir, yaşanan gerçeklerle bir ilişkisi yoktur. Nedenleri şöyledir:
“12 Eylül darbesinden önce, darbe esnasında ve darbe günü yapılan taktik hatalar”,
Tezlerde belirtildiği gibi, “12 Eylül darbesinden önce, darbe esnasında ve darbe günü yapılan taktik”, hatta stratejik çok “hatalar” vardır. Ama bu hatalar partideki likidasyona yol açan veya onun koşullarını hazırlayan hatalar değildir. Tezlerde 12 Eylül darbesinden önce, darbe esnasında ve darbe günü “Yapılması gereken, partiyi faşist darbeye karşı direnişe hazırlamaktı, faşist darbeye karşı en geniş cephe için çalışmak, eğer darbe önlenemezse, darbeye karşı ilk günden grev ve fabrika işgalleri, kitle gösterileriyle karşı çıkmak, silahlı devlet şiddetine aynıyla cevap vermek ve güç dengesinin aleyhimize olduğu saptamasından hareketle, adım adım ve örgütlü olarak geri çekilmekti” denmektedir. Partinin hiçbir zaman böyle bir taktiği olmadı. Ama NATO’nun, ABD’nin ve ülkedeki İMF’ci burjuva güçlerin, 24 Ocakçıların orduya bir darbe yaptıracakları sır değildi. Partinin 12 Eylül öncesi taktiği gelmekte olan bu darbeyi en geniş güçlerin eylem birliği ve ittifakıyla, UDC’lerle engellemekti. Ama ülkede bu birlikler, UDC’ler İGD, İKD, Birlik-Dayanışma örgütlerinden ileri gidemedi. Partinin hatası ve eksikliği bu birlik ve ittifakları TİP, TSİP, Kürtler ve diğer sol güçleri kapsayacak şekilde bir ittifaka dönüştürememiş olmasıdır. Bu gerçekleşmeyince darbe de önlenemedi. Darbe olduktan sonra, tüm ordunun ülke çapında hareket halinde olduğu bir anda, darbeye karşı eylem yapmaya kalkmak önceden bir hazırlık yoksa asla doğru bir taktik olamaz. Hele “ilk günden grev ve fabrika işgalleri, kitle gösterileriyle karşı çıkmak, silahlı devlet şiddetine aynıyla (yani silahla) cevap vermek” demek, bu devleti, bu NATO-ordusunu tanımamak, maceraperestlik demektir. Partinin hiçbir zaman böyle bir taktiği olmadı, çünkü böyle bir güce erişmiş değildi. Yine partinin devlete, derbeye silahla cevap vererek geri çekilme diye bir taktiği yoktu. Darbeden önce partinin taktiği tanınmayan üyelerden yedek parti komiteleri hazırlamak, darbeden sonra hemen bu komiteleri devreye sokmaktı. Sonunda partinin böyle bir hazırlığı olmadığı ortaya çıktı. Parti ağır darbeler aldı.
TKP-TİP birliği ve tabanın bilinçli rızası
Tezlere göre likidasyonu hazırlayan nedenler TKP-TİP birlik sürecinin iyi yönetilememesidir. Tezlerde “TKP-TİP birlik süreci kökten yanlış yönetilmişti ve likidasyon sürecine ortam hazırlayan en önemli faktörlerden biriydi” denmekte ve “TKP-TİP birliğinde izlenen yöntemin ilkesel bakımdan büyük bir yanlış olduğunu” belirtilmektedir. Buna göre “Likidasyon TKP-TİP birliğinin sonucu değil uygulanan yöntemin sonucudur.” Nedir bu yanlış olan yöntem?
“TKP-TİP birliğinin yukarıdan aşağıya, parti tabanlarının bilinçli rızası alınmadan başlatılması”
“Marksist-Leninist çizgide ve buna uygun program ve stratejide hem merkezi yönetimler arasında, ama özellikle iki partinin tabanlarında ve tabanlar arasında derinlemesine bir görüş birliği sağlanmadan”,
“özellikle yıllardır legal çalışan TİP örgütlerinin illegal yapılarını TKP’nin illegal yapılarına uyumlaştırma gibi güvenlik sorunları kökten çözülmeden”,
“TİP’le birliğe tepeden karar vermeye” kalkmak gibi,
“Yanlış yönetilen TKP-TİP birliği, bu yanlıştan dolayı, likidasyon sürecine en tehlikeli ortamı hazırlamış”, “böylece likidasyona elverişli kaotik bir durum yaratmıştır.”
Tezlerde vurgulanan birliğin “yanlış yönetilmesi”, “tabanların rızasının alınmaması”, “tabanlar arasında derinlemesine bir görüş birliğinin sağlanmaması”, “birliğe tepeden karar vermeye” kalkılması yöntem sorunu değil esas, öz sorunudur. Çünkü iki partide de birlik için baskı tabandan gelmedi, üstten geldi. Her iki partide tabanın böyle bir birliğe sıcak bakmadığı gelen tepkilerden belli idi. Zira her iki partinin tabanı sınıfsal bileşeniyle, örgütsel işleyişiyle, ideolojik, politik anlayışıyla birbirine zıttı. Her iki partinin tabanlarında ve tabanlar arasında derinlemesine bir görüş birliği sağlanmasının zor olacağı başından belli idi. Bu nedenle birliğin illegalde çok zaman alacağı ortadaydı. 1982-1987 arasında ön görüşmeler yapıldı. Bundan tabanın da kamuoyunun da haberi vardı. 7 Ekim 1987’de Brüksel’de bir basın toplantısıyla birleşme kamuoyuna duyuruldu. 1988’de illegal TBKP birlik kongresi gerçekleştirildi. 1990’na kadar birlik için çalışıldı. Sonuç parlak değildi. 1990’da Sovyetler Birliği’nin yıkıldığı koşullarda yeni bir değerlendirme yapılması, belki yolların ayrılması gerekirdi. Yapılamadı. Eksiklik buradadır. Nabi de bunu önemsemedi ve partiyi legale çıkardı, likidasyonu fiilen işlemiş oldu. Eğer Sovyetler Birliği yıkılmasaydı ne Nabi serbest kalırdı, ne de legale çıkılırdı. Gelişmeler şüphesiz bambaşka olabilirdi. Ayrıca birlik olacaksa bunun hem tepede, hem de tabanda ve eşitlik temelinde olacağı genel bir kuraldır.
Sosyalist ülkeler TKP-TİP birliğini neden istiyorlardı?
Sovyet ve sosyalist ülke yöneticilerinin eylem birliği ve iki parti arasındaki ilişkilerin kardeşçe olmasını istemeleri dünya ölçüsündeki sistem ve barış savaşıyla ilgilidir. 1970’li-80’li yıllarda sosyalizmle kapitalizm arasındaki sistem savaşının aldığı boyutun insanlığı yok edecek bir nükleer savaşa doğru evrilmesiydi. Komünistlerin önünde duran ilk görev bu nükleer savaşı önlemek ve dünya barışının korunmasını sağlamaktı. Bu da her ülkede nükleer savaşa karşı barışı savunmak için en geniş ittifakların yaratılmasını gerektiriyordu. Dünyada nükleer savaşı önlemek, barışı sağlamak sosyalizmi savunmak ve yaşatmak demekti. Dünya ölçüsünde giden bu savaşa Türkiye’den çok büyük bir desteğin gelebilmesi için önce kendine işçi sınıfının partisi diyen partilerin bir eylem birliği oluşturması gerekiyordu. Böyle bir birlik diğer ilerici, barışsever, burjuva demokrat ve aydın güçleri için büyük bir çekim merkezi olabilir ve Türkiye’de güçlü bir barış hareketi yaratılabilirdi. Marks-Engels daha “Manifesto”da “ulusal mücadelelerde tüm proletaryanın ulusallıktan bağımsız çıkarlarına öncelik vermek… hareketin bütününün çıkarlarını temsil etmek” gerektiğini söylerler. Sovyetlerin ve diğer kardeş partilerin önerilerine daha geniş bir açıdan bakmak gerekirdi.
“Konya” Konferansı’nda Zagladin’in yaptığı öneri veya eleştiriye böyle yanaşmak gerekir. Zagladin, Tezlerde dendiği gibi “TİP komünist partisidir” demedi. ‘Sizden başka TİP de var, diğerleri de var” dedi. Bunu derken dünya ölçüsünde giden barış savaşında bizim komünist olarak sorumluluğumuzu hatırlatıyordu. Bu nedenle de bizim “kendimizden başkasını” görmek istemediğimizi hatırlatmak, diğer işçi sınıfı partilerini dışladığımızı eleştirmek, bunun doğru olmadığını belirtmek istiyordu. Dünya ölçüsünde giden sosyalizm çıkarına olan barış mücadelesine katkımızın büyütülmesine işaret ediyor, işçi sınıfının diğer partileri TİP ve TSİP’le ilişkilerimizin düzeltilmesi gerektiğini vurguluyordu. Bizim reaksiyonumuz ise kendimizden başkasını görmediğimizin bir delili idi. Bugün bunun hâlâ anlaşılmaması Türkiyeli komünist ve sosyalistlerinin, ilerici ve devrimcilerinin, demokratlarının barış mücadelesinin anlamını anlamaktan ne kadar uzak olduğunu göstermektedir.
Sovyetler Birliği ve SBKP ile TKP ilişkileri
Burada önce şunu vurgulamak gerekmektedir: SBKP-TKP ilişkileri veya genel olarak komünist partileri arasındaki ilişkiler, proleter enternasyonalizmi temelinde yoldaşça karşılıklı fikir değiş tokuşu, eleştiri ve öneri anlayışına dayalı ilişkilerdir. Her iki taraf için de esas olan sosyalizmi savunmak, dünya işçi ve komünist, barış hareketini güçlendirmektir. SBKP’nin büyük bir parti TKP’nin küçük bir parti olması veya TKP’nin merkezinin sosyalist ülkelerde bulunması, onların yardım ve desteğine “muhtaç” olması hiçbir zaman ilişkilerde bir rol oynamamıştır. Hele tezlerde ima edilmeye çalışıldığı gibi bu ilişkiler ne bir bağımlılık, ne de bir itaat ve biat, telkin ilişkisiydi. İlişkilerde böyle bir imada bulunmak başta Sovyetler olmak üzere sosyalist ülke partilerine karşı en büyük hakarettir. Proleter enternasyonalizmini ve dayanışmasını anlamamaktır.
Tezlerdeki SBKP’den ve çeşitli kardeş partilerden geldiği söylenen şu saptamalar,
“SBKP’nin ideolojik krizi TKP’ye yansımış, parti yönetimi ‘Sovyet Partisine bağlılık’ adına krize yol açan Gorbaçovcu çizgiyi desteklemiş, bu faktör partinin likidasyon sürecine sürüklenmesinde ideolojik bakımdan elverişli koşulları yaratmıştır”,
“TKP politik ve örgütsel faaliyetini Türk-Sovyet ilişkilerinin etkisi altında sürdürmüş, parti bu ilişkilerin gelişmesini enternasyonalist sorumluluğu gereği her adımında dikkate almıştır” veya
“Türk devletini tarafsızlaştırma stratejisi gereği Sovyetler’in Kemalist rejime karşı izlediği politikaya TKP’nin uyum sağlaması parti saflarında Kemalist ideolojiye karşı etkili bir ideolojik mücadeleyi belli ölçülerde zayıflatmıştır”
“Çeşitli kardeş partilerden, onların ‘enformasyonları’ temelinde gelen telkinler sonucunda TKP MK, darbeyi ‘gerici-askeri darbe’ olarak nitelemiştir. Gerçekte cuntaya karşı oluş açısından darbenin ‘faşist mi, gerici mi, Bonapartist mi olduğunun’ pratikte önemi olmamasına karşın darbeyi niteleme sorununun yarattığı bölünmeler ve yoğun tutuklamalar ortamında parti gizliliği ağır zararlar görmüş,.. TKP’nin tüm sosyalist hareketlerden tecrit olmasına yol açmıştır” gibi yapılan tespitler doğru değildir.
Ne demektir bunlar? “Sovyet Partisine bağlılık” adına Gorbaçov çizgisini desteklemek! Burada bir emir verme-alma ilişkisi kastediliyorsa, bu komünist partileri arasındaki işleyişi bilmemek, yok “biz Sovyetlere göbekten “bağlıyız”, konuşamayız” denmek isteniyorsa, bu da SBKP’nin ve diğer kardeş partilerin enternasyonalizmini anlayamamak, çarpıtmak demektir,
Ne demektir, “TKP politik ve örgütsel faaliyetini Türk-Sovyet ilişkilerinin etkisi altında sürdürmüş”, “Sovyetler’in Kemalist rejime karşı izlediği politikaya TKP’nin uyum sağlaması …ideolojik mücadeleyi belli ölçülerde zayıflatmıştır”?
Bunlar Sovyetlerin, sosyalist ülkelerin politikalarını hiçbir zaman anlaşılmadığı anlamına gelir. Maalesef TKP, Suphiler dönemi dışında, özellikle Şefik Hüsnü döneminde TKP Türk-Sovyet ilişkilerini değerlendirmekte hep yetersiz kalmıştır. Sırf TKP’nin değil tün dünyada komünist partilerinin ilk görevi ülkesinin Sovyetlerle iyi ilişkiler kurması için mücadele etmektir. Bu mücadele sonunda doğan iyi ilişkileri yığınları kazanmak, sosyalizm fıkırlerin yığınlar arasında yayılması için kullanmaktır. Bu ilişkilerle parti saflarında Kemalist ideoloji güçleniyorsa bunun sorumlusu ilişkiler değil TKP yönetimidir, komünistlerdir. Çünkü bu ilişkiler sonunda parti tabanında, yığınlarda Sovyet ideolojisinin, sosyalizmin güçlenmesi gerekir. İğneyi önce kendine batırmayı bilmek lazım.
Yine ne demektir, “Çeşitli kardeş partilerden… gelen telkinler sonucunda TKP MK, darbeyi ‘gerici-askeri darbe’ olarak nitelemiş… darbenin ‘faşist mi, gerici mi, Bonapartist mi olduğunun’ pratikte önemi olmamasına karşın” darbeyi faşist nitelememe nedeniyle parti gizliliği ağır zararlar görmüş,.. TKP’nin tüm sosyalist hareketlerden tecrit olmasına yol açmıştır”? Bir kere “telkin” kardeş partiler arasındaki ilişkilerde bir yöntem değildir. “Dediğimi yapmazsan ilişkilerimiz kötüleşir” gibi bir anlayış komünist partilerine yabancıdır. Kardeş partilerle Türkiye ve dünya politikaları üstüne sayısız görüşmeler olmuştur. Bu görüşmelerin birinde Sovyet yoldaşlar Türkiye’deki darbelerin daha çok Bonapartist darbelere benzediğini, Türk burjuvazisinin bir kesiminin güçlenmesini hedeflediğini, faşist darbelerin devrimci durumda sosyalist devrimi önleme niteliği olduğunu belirttiler. Bu açıklama bizlere de doğru geldi. Bu ise bir telkin değil, bir tartışmanın sonucuydu. Buna rağmen cuntaya “faşist” denebilirdi. Çünkü onun uygulamaları faşist uygulamalardı. Türkiye’den gelen yoldaşların, cuntaya faşist demediğimiz için diğer sol ve devrimci örgütlerle ilişkiler kurulamadığını söyleyince Plenum hemen cuntaya faşist denebileceğine karar verdi. Burada Türkiye’de 12 Eylül öncesi devrimci durumun olup olmadığı tartışmasının da rolü oldu.
Devrimci durum
Devrimci durumla ilgi olarak tezlerde partide ilk ciddi ayrışmalar olduğu ve “iki eğilim ortaya çıkmıştır” denmektedir. “Birincisi TKP yurtiçi yönetiminin “devrimci sürecin geriye çekildiğini” saptaması ve diğeri ise bazı yurtdışı ve kimi yurtiçi örgütlerin “devrimci durumun olgunlaştığı” saptaması yapmalarıdır. Birinci eğilim ‘faşizm tehlikesinden TKP’yi geri çekilerek koruma’ sonucuna varırken, diğer eğilim partinin ‘devrimci durumdan devrime yürüme’ sonucuna varmıştır. Gelişmeler her iki taktiğin yanlışlığını ortaya koymuştur.”
Partide bu ve benzer tartışmalar olmuştur, ama bunlar asla partinin politikası olmamıştır. Parti her seferinde Türkiye’de işçi ve emekçi kitlelerin mücadelesinde bir kabarma olduğu, bunun bir devrimci durum düzeyinde olmadığını saptamıştır. Zira devrimci durum için “yukardakilerin yönetemediği, aşağıdakilerin yönetilmek istendiğinin” dışında ülkede yığınsal spontane eylemliliğin artması gerekir. 12 Eylül öncesi Türkiye’de böyle bir durum yoktu.
Son olarak:
Tezlerde TİP ve TKP ilişkileri konusunda daha, “TİP’in fiilen TKP’nin legal kolu”, “TKP’nin tarihinin aynı zamanda TİP’in de tarihi olduğu” gibi üzerinde durulması gereken konular var. Parti yönetimi TİP’i her zaman işçi ve emekçi yığınlarının ayrı örgütlenen bir sınıf partisi olarak görmüş ve onunla “dirsek teması” içinde olmak ve birlikte eylemler yapmak istediğini bildirmiştir. Eğer Boran ve Sargın 12 Eylül sonrası yurt dışına çıktıklarında komünist olarak TKP MK’da yerlerini alsalar ve TİP’in ayrı bir parti olarak var olacağını bildirselerdi, bugün her iki parti de yaşıyor ve ülkede büyük bir rol oynuyor olacaktı. Şimdi çakma bir TİP, çakma bir TKP var. Bizse Suphilerin partisini zor koşullarda ayağa kaldırmaya çalışıyoruz.
TKP – 1920 www.tkp-online.com

