Aylar: Haziran 2011

Blok Milletvekillerinin katılmadığı bir meclis meşru değildir

Blok Milletvekillerinin katılmadığı bir meclis meşru değildir,

çünkü halkların iradesini temsil etmiyor!

 

12 Haziran seçimleriyle Kürt halkı tarihinde bir ilk yazdı: Bu seçimde Kürt halkı yaşayan ve savaşan bir ulus olarak ortaya çıktı. Bunu hem kedi içinde birliği ile, hem de Türkiye’nin sol, demokratik devrimci güçleriyle kurduğu Blok’la gerçekleştirdi, önderliği etrafında sıkıca kenetlendi. Seçimlerdeki zaferiyle bunu kanıtladı. Bu zaferle hem Türkiye, hem de dünya kamuoyu Kürtlerin, Türklerle eşit haklar için verdiği mücadele yolunda yeni bir aşamaya geldiğini gördü. Bütün engellemelere rağmen kazanılan 36 Milletvekili bunu açıkca gösterdi. Kürt ulusunun birlikte yaşam için, Türk Parlamentosunda egemenliğin bölüşülmesi gerektiğini ortaya koydu. Seçim sonuçları Parlamento’da iki ulusun temsil edilmesi gerektiğinin bir ifadesi oldu. Bu yepyeni bir olgudur. Bu yeni bir dönemin başlangıcıdır. Bundan geri dönüş yoktur. Bu realite bu topraklardaki en kadim halklardan biri olan Kürt halkının, son 30 yıldır süren kararlı mücadelesiyle kazanılmıştır.

Türk cephesinde bu gerçeği kabul edemeyen iktidardaki ırkcı kafalar, parlamento’nun ve egemenliğin “kardaeşce” Kürtler ve diğer halklarla paylaşılmasına karşı çıkıyor. Türkler dışında başka bir ulusu ve halkı kabul etmiyor, Türkiye’nin çok uluslu gerçekliğini zora ve entrikalara baş vurarak hala inkar ediyor. Kürtlerin seçimlerde kazandığı başarıyı hazmedemiyor, onların gerçekleştirdiği birliği bozmaya kalkıyor. Hatip Dicle’nin ve diğer Kürt miklletvekillerinin milletvekilliğinin kabul edilmemesinin özü burada yatmaktadır.

 

 

AKP’nin bu tutumu sadece Kürtlerin değil, Türk halkının ve diğer halkların iradesini hiçe saydığının isbatıdır. Ne Türk, ne Kürt, ne de diğer Türkiye halkları birbirine düşmandır. Halklar doğası gereği eşit, özgür paylaşımdan ve kardeşlikten, birlikte yaşamaktan yanadır. Kürtler bunu demokratik bir Türkiye ve özerk demokratik bir Kürdistan istemleriyle dünyaya ilan ettiler. Onlar bu gerçekliğin pratikte anayasada ve diğer yasalarda açıkca belirtilmesini istiyorlar. Zira halkların birinin eşitsizliği diğerinin esaretidir.

Ama Erdogan buna karşı çıkıyor, eşitsizliği ve esareti sürdürmek isiyor. Kendisini bir yandan bir Osmanlı Padişahı gibi görüyor, diğer yandan ABD’nin bölgede uşaklığını sürdürüyor. O, CIA’nin 1952’den beri Suriye’yi dörde bölme planlarını bugün hayata geçirme peşinde koşuyor. Yeni bir Osmanlı Imparatorluğu yaratmak için bölgede ateşle oynuyor.

BDP’nin Kürtlerle, Türklerle, Süryanilerle, Alevilerle, dindarlarla ve diğer halklarla ve onların değişik siyasi örgütleriyle oluşturduğu Blok’un seçilmiş milletvekilleri tek bir yumruk halinde Parlamentoyu boykot ederek egemen güçlerin manevralarını, AKP’nin prokokasyonlarını boşa çıkarttı. Erdoğan’ın gerçek niyetlerini açığa vurdu. Blok milletvekillerinin katılmadığı bir meclis meşru değildir, Türkiye halklarını temsil eden bir meclis ise hiç değildir. Kürtlerin, Süryanilerin, Lazların, Çerkezlerin, Ermenilerin, Rumların ve diğer halkların iradesinin oluşturmadığı, milletvekillerinin temsil edilmediği bir meclis asla meşru olamaz.

Demokrasi mücadelesi hiçbir zaman parlamenter mücadeleyle sınırlı değildir. Daha başında Blok milletvekilleri demokrasi için mücadledeyi hem parlamentoda, hem de parlamento dışında yürüteceklerini, halklarıyla beraber olacaklarını belirttiler. Bugün de halkın seçtiği bu vekilleri, Erdoğan’ın polisinin saldırılarına rağmen, halkıyla beraber meydanlarda savaşmaktadırlar. Bunlar için sorun milletvekili olmak değil, halkın haklı davasını zafere götürmektir, Kürt sorunun barışcıl demokratik çözümünü sağlamaktır. Bunun için Türkiye’nin demokratik tüm iç dinamiklarini devletin baskısına, tutuklamalara, askeri operasyonlara karşı harekete geçirmektir.

Erdoğan Kürt Ulusal Demokratik Hareketinin kazandığı başarıyı kırmak için içerde polis ve askerini Kürt halkın üstüne sürmekle kalmıyor, tüm dış kaynakları, onların içerdeki temsilcilerini, vakıflarını, üniversitelerini harekete geçiriyor. Bu yeni de eğildir. Türkiye hem islam aleminden, hem de ABD’den ve Avrupa emperyalist merkezlerinden sözde bilim adına çalışmalar yapan vakıflarla, üniversitelerle doludur. Bunlar Kürt konusunda da tarafsız, sınıfsız, dindar veya dinsiz itilaf çözen gruplar olarak ortaya çıkmaktadırlar. Bunların baş destekcilerinden biri Soros’tur. Bunlar bilim adına çıkardıkları safsatalarla, Türkiye’de gelişen iç dinamiğin, devrimci demokratik hareketin yönünü saptırmaya çalışıyor, Kürtlerin bugün demokrasi savaşımında ele geçirdikleri inisiyatifi dumura uğratmak, hereketi geriye götürmek istiyor. Bunların Erdoğan’a eleştirel bakışları, düşünce akrobatlığından başka bir şeydeğildir. Bunlar teslimiyetci bir uzlaşmayı propaganda ediyorlar, hedefleri yığınların gözünü boyamak, onları şaşırtmak, halkların aydınlık ufkunu karartmak, irdesini kırmaktır. Bunların para babalarının isteği de budur ve bugün ortaya atılmaları da bir raslantı değildir.

Ne Kürt ne Türk halkının böyle “hakemlere” ihtiyacı vardır. Türk ve Kürt işçi ve köylüleri, emekçileri, esnaf ve aydınları, gençleri ve kadınları, sol ve demokratik güçleri, Emek-Demokrasi ve Özgürlük Blok’unu daha da güçlendirecekler, elde ettikleri inisiyatifi bırakmayacaklar, mücadeleyi yalnız Kürdistan’da değil, Türkiye’nin her tarafına yayacaklar, yeni zaferlele taçlandıracaklardır.

 

Türkiye Komünist Partisi, TKP 1920                                      26.06.2011

 

 

www.tkp-online.com

Türkiye Komünist Partisi 1920’nin seçim sonuçları değerlendirmesi

Türkiye Komünist Partisi 1920’nin seçim sonuçları değerlendirmesi

 

Kürt Ulusal Demokratik Hareketinin,

Emek-Demokrasi-Özgürlük Blok’unun

12 Haziran seçim zaferi halklarımıza kutlu olsun!

 

12 Haziran seçimleri yine devlet baskı ve terörü altında yapıldı. BDP’ye, Emek-Demokrasi-Özgürlük Blok’una karşı büyük saldırılar gerçekleştirildi. Özellikle Kürdistanda siyasi katliamlar yapıldı. Bu katliamlar hala sürüyor. AKP Hükümeti polis ve jandarmasını, gaz bombalarıyla, otomatik silahlarla, panzerlerle halkın üstüne sürdü ve hala sürüyor.

Ama AKP hükümeti Kürt halkını teslim alamadı. Onunn direncini kıramadı. Tersine bu saldırılar Kürt halkının özgürlük mücadelesi için bilincini daha da biledi. Kürdistan’ın her tarafında seçim mitinglerinde Kürt halkı, Demokratik Özerk Kürdistan ve demokratik ulus belgisini yükseltti. Bunları seçim meydanlarında onayladı, sandıktan çıkan oylarıyla bu konudaki kararlılığını bir kez daha gösterdi. Türkiye’de barış ve eşit haklı birlikte yaşam isteğini tüm dünyaya duyurdu.

AKP’nin terör demokrasisi ve diktatörlüğü Kürt halkını geriletemedi. O, Türkiye demokrasi güçleriyle birlikte sandıktan 36 milletvekili çıkarttı. Bu zafer Türkiye halklarının, işçi ve emekçilerinin demokratik hak ve özgürlükler mücadelesinde örnek olacak derslerle dolu bir ilktir. Bu zaferin hepimiz açısından çok iyi değerlendirilmesi gerekir.

Bu seçim sonuçları Türkiye’yi yeni bir duruma getirmiştir. Biribirine karşı savaşan iki kampın varlığını bir kez daha açık olarak ortaya çıkartmıştır. Bir tarafta emperyalizmden güç alan, ABD’nin, AB’nin, NATO’nun uşaklığını yapan bir avuç oligarjik asker ve sivil tekelci burjuvazi ve onun AKP hükümeti, diğer tarafta da özgürlük, demokrasi ve eşit haklı birlikte yaşam istiyen Kürt halkı ve onun ulusal demokratik hareketi, Türkiye işçi sınıfı, Türk, Laz, Çerkez, Gürcü, Süryani, Ermeni, Rum, Arnavut, Boşnak, Roman ve diğer Türkiye halkları.

 

 

Bu oligarşik çetenin başı Erdoğan, kuzu postuna bürünmüş Boz Kurtlar gibi ırkcılık yaparak, Türk yayılmacılığının hayallerini yayıyor, komşu halklara kendi arka bahçesinde “cennet” vaadederek Osmanlı köleliğini savunuyor. Bölgede ABD’nin jandarmalığına soyunarak büyük güç olma peşinde koşuyor. O bu hayalleri hayata geçirmek için durmadan yeni modern silahlar alarak silahlanıyor, bu silahları önce Kürdistan’da Kürt halkının üstünde deniyor, operasyonlara, savaşa devam ediyor.

Bu tutum Erdoğan’ın seçim sonrası konuşmasının da özünü teşkil eder. O konuşmasında eski Osmanlı coğrafyalarından boşuna bahsetmedi. Buralara ulaşmak para ve asker, silah ve savaş gerektirir. Bu tutum Türkiye halklarının çıkarlarıyla taban tabana zıttır. Bu politika, oyunu aldığı halklara karşı bir ihanettir. Bu Kürdistan’daki işgali, Kürtlere karşı yürütülen savaşı, Türkiye’de estirilen terörü, zulmü ve esareti haklı çıkarmak içindir. Türk halkının ulusal bilincini, onun yurtseverliğini tepetakla etmektir.

Bu politikanın Türkiye’deki adı “yeşil faşizm”dir. Erdoğan’ın, Hitler’in sağ kolu olan Alman faşisti Goebbels’e benzeyen ortak yanı yalnız konuşmalarındaki demagojiler değil, özü itibarıyla şövenist, yayılmacı, ırkcı, diktatörce tutumudur. Goebbels Yahudileri imha ederek bütün bir halkı ortadan kaldırmaya gitti. Erdoğan ise, Cumhuriyetin kurulduğundan beri sürdürülen Türkiye’deki halkları, başta Kürt halkını yok sayarak eritmeye çalışan ırkcı politikaların günümüzdeki temsilcisidir. O bu politikayı Türk-Islam Imparatorluğu hayalleri arasında yürütmeye kalkıyor ve bunu yaparken emperyalizmden aldığı güçe dayanıyor.

Burada emperyalist güçler arasındaki çelişkilere, Erdoğan’ın emperyalist güçlerle, içerde sözüm ona ordu ile olan çelişkilerine aldanılmamalıdır. Bunlar emperyalizmin doğası gereğidir, menfaat ve paylaşım çelişkileridir. Erdoğan’ın görevi, bütün bu çelişkilere rağmen Türk tekelci burjuvazisinin istediği dövizi temin etmektir. Bunu beceremeyen bir hükümet barışcıl veya barışcıl olmayan yollardan devrilir. Türkiye tarihinde bunun örnekleri çoktur.

Erdoğan’ın, emperyalizmin ve içerde asker-sivil tekellerin isteklerini gerçekleştirebilmesi için, devleti, hükümeti, parlamentoyu emrinde tutması gerekir. O, seçimlerdeki çoğunluğu elindeki devlet güçüne, polise, Jiteme, orduya, yargıya, yürütmeye dayanarak kazandı. Ama Kürt Ulusal Demokratik Hareketinin, Emek-Demokrasi-Özgürlük Blok’unun seçimlerde elde ettiği zafer, O’nun kazandığı bu çoğunluğu Kürdistan’da boşa çıkarttı. O, bu yenilgisine rağmen, seçim meydanlarında sürdürdüğü terörünü, ara vermeden devam ettiriyor. O, Kürt halkının kazandığı seçim zaferini, kendisinin Kürdistan’daki yenilgisini, yeni durumu kabul etmek istemiyor. Eski politikları devam ettiriyor. Halka karşı gaz bombalı polis saldırıları, tutuklamalar, gerillaya karşı askeri operasyonlar devam ediyor. Bütün bunların sorumlusu eski ve yeni başbakan Erdoğan’dır.

Emek-Demokrasi-Özgürlük Blok’u seçimlerde büyük bir zafer kazanmıştır. O bugün Türkiye ve Kürdistan kamuoyunda daha haklı ve daha güçlü bir konumdadır. Kürt Ulusal demokratik hareketini ve onun bütün bileşenlerini, Emek-Demokratik-Özgürlük Blok’unu elde ettikleri başarılardan dolayı kutluyoruz. Bu başarı başta Kürt halkının büyük kurbanlar vererek sürdürdüğü devrimci halk savaşı sonunda elde edilmiştir, yeni bir sürecin başlangıcıdır.

Blok’un daha da güçlenmesi gerekmektedir. Bunun için Blok’un dışında kalan partili partisiz işçi ve sendikaların, köylü ve esnafın, aydın ve sanatçıların, gençler ve kadınların, tüm demokratik güçlerin, büyük veya küçük sol grupların, bizim parti gibi 5-6 parçaya bölünmüş örgütlerin Blok’a destek vermesi, onun etrafında kenetlenmesi mücadelenin günümüzde geldiği noktada bir zorunluktur, devrimci demokratik bir görevdir. Bu görev Türkiye’de yaşayan her halkın hem kendi içinde, hem de diğer halklarla birlikte ortak hareket etmesini gerektirir.

Şimdi tüm sol ve demokratik güçler, Emek-Demokrasi-Özgürlük Blok’u ile birlikte barış için hemen öne atılmalı:

– Operasyonların durması,

– Bütün sisyasi tutukluların serbest bırakılması,

– Kürt halkının önderi Öcalan’ın Kürt halkının temsilcisi olarak görüşmeleri sürdürebilmesi için ileri sürülen koşulların yerine getirilmesi,

– 15 Hazirana kadar hükümetin Öcalan’la görüşmeye başlaması için derhal herekete geçmelidir.

Bugün zaman geçirmeden Türkiye’deki tüm eşitsizlikleri ortadan kaldıracak, tüm halklara özerkliği tanıyacak, ırkcılığı suç sayacak, kadın-erkek eşitliğini getirecek, işçi sınıfı ve onun hala yasaklı olan, Mustafa Suphilerin kurduğu partisi, TKP’mize özgürlüğü tanıyacak yeni bir anayasa için hemen mücadeleye geçilmelidir.

Emek-Demokrasi-Özgürlük Blok’u hem parlamento, hem de parlamento dışında bu konularda mücadeleyi yükseltmeli ve güçlendirmelidir. Bu mücadele mazbataya bağlı değildir. Türkiye halkları Emek-Demokrasi-Özgürlük Blok’unun daha güçlenmesini, AKP Hükümetine karşı mücadeleyi daha da yükseltmesini bekliyor.

Bugün hedef demokratik bir Türkiye’dir, demokratik bir ulusun yaratılmasıdır, demokratik özerk bir Kürdistan’dır.

Türkiye Komünist Partisi 1920                                                                   13.06.2011

www.tkp-online.com