Büyük Sosyalist Ekim Devrimi 100 Yaşında PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 08 Kasım 2017 14:33

 

Büyük Sosyalist Ekim Devrimi 100 Yaşında

 

Tezler

 

Büyük Sosyalist Ekim Devrimi dünya işçilerine, köylülerine, emekçilerine, devrimci, ilerici, demokratik ve barış güçlerine kutlu olsun!

 

 

A- Büyük Sosyalist Ekim Devriminin tarihsel yeri ve önemi

 

 

1-     Büyük Sosyalist Ekim Devrimi, kısa süren Paris Komün’ünden sonra, insanlık tarihinde ilk başarılı, uzun ömürlü sosyalist devrimdir. Bundan 100 sene önce Rusya’da işçi sınıfı ve köylüler, emekçiler, Marksist-Leninist Bolşevik partisi öncülüğünde burjuva iktidarını devirip proletarya iktidarını, proletarya diktatörlüğünü, Sovyet iktidarını kurdular; dünyanın altıda birinde insanın insan tarafından sömürülüp ezilmesine son verdiler, sömürüsüz, baskısız yeni bir dünya yaratmaya başladılar. Büyük Sosyalist Ekim Devrimi, insanlığın gelişmesinde tarihsel büyük bir dönüm noktası, insanlığın bugüne kadar olan tarihinde, en derin toplumsal tarihsel dönüşümün başlangıcıdır. Ekim Devrimi’yle, insanlık tarihinde dünya çapında kapitalizmden sosyalizme, sömürü ve baskı toplumundan sömürüsüz ve baskısız bir topluma geçiş çağı açılmıştır, yüzyıllardan beri devam eden sömürücü sınıfların, en son sömürücü sınıf burjuvazinin egemenliğinin sonunun geldiğini göstermiştir. Lenin, Ekim devrimi “tüm dünyaya sosyalizm yolunu açmış ve burjuvaziye, şaşahalı hakimiyetinin sonuna geldiğini göstermiştir” der. (Lenin, 28;30)

 

2-     Büyük Sosyalist Ekim Devrimi dünya kapitalist sistemini sarsmış, kapitalizmin ebedi ve ezeli, güçlü ve yıkılmaz olduğu anlayışını yerle bir etmiş, uluslararası işçi sınıfının, tüm ezilenlerin ve sömürülenlerin kurtuluşu için ışık olmuştur. Ekim Devrimi, dünya çapında güçler dengesinde işçi sınıfı ve emekçiler, emperyalistler tarafından ezilen halklar, uluslar ve devletler yararına nitel bir değişim, kayma sağlamıştır. Ekim Devrimi’yle dünyada artık burjuvazinin iktidarı karşısında bir proletarya iktidarı vardır. Dünyada artık proletarya ve tüm emekçiler, barış ve demokrasi güçleri, halklar kapitale ve emperyalizme korumasız bir şekilde teslim değillerdir, şimdi onların da mücadelelerinde arkalarını dayayacakları bir devletleri vardır. Bu dünya halklarına kurtuluşları için büyük bir umut ve güç kaynağı oldu. Proleter enternasyonalizmi somut yeni bir karakter ve içerik kazanıyordu.

Ekim Devrimi önce Çarlık Rusyası’ndaki doğu halklarını uyandırdı ve bu halklara kurtuluşları ve gelişmeleri için ilk impulsları verdi. Ekim Devrimi’nden dolaysız etkilenen ilk halklardan biri de Türkiye halklarıdır. Türkiye halkları kurtuluşunu Sovyet iktidarının yaptığı büyük enternasyonal dayanışmayla sağlayabilmiştir.

Ekim Devrimi dünya işçi sınıfına ve emekçilerine, ezilen halklarına devrimci mücadelerinde bir esin kaynağı, iktidarın nasıl alınacağına somut bir örnek olmuştur. Onlar kapitale ve emeperyalizme karşı mücadelelerinde daha bir özgüven ve tutarlılıkla hareket etmeye başlamışlardır. Birçok sosyal ve ekonomik hakları daha kolaylıkla alabilmişler ve burjuvaziye demokrasi ve insan haklarının, özgürlüklerin genişletilmesini dayatmışlardır. Ekim Devrimi ve Sovyet iktidarı insanlığın özgürleşmesi ve gelişmesi, halkların eşitlik, özerklik ve bağımsızlığını kazanması, toplumun ilerlemesi için itici güç olmuştur. Ekim Devrimi insanlığı medenileştirmiş, barbarlıktan çıkış yolu göstermiştir. İnsanlık tarihinde ilk kez barış, demokrasi, ulusal bağımsızlık, temel insan hak ve özgürlüklerinin gerçekleşmesi yolu açılmıştır. Sosyalist demokrasi sağladığı gerçek özgürlükler ve insan haklarıyla, yalnız formel özgürlükler ve insan hakları vaadeden burjuva demokrasisinden daha üstün olduğunu göstermiştir.

Son Güncelleme: Pazartesi, 19 Şubat 2018 21:45
Devamını oku...
 
Mustafa Suphileri anma toplantısı-2017 PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Cuma, 03 Şubat 2017 19:46

 

Mustafa Suphileri anma toplantısı – 29.01.2017

 

Referandumda HAYIR kampanyalarını yükseltelim!

 

 

Değerli Yoldaşlar,

 

Bundan 96 yıl önce, 1921 yılında 28 Kanuni-Saniyi 29 Kanuni-Saniye bağlayan gecede, Karadeniz’de Trabzon açıklarında Mustafa Suphi ve 14 Yoldaşımız Mustafa Kemal’in emri ile kiralık katil Topal Osman’ın adamlarından kayıkcılar kahyası Yahya tarafından hunharca katledilmişlerdir.

 

Onları bugün de, gelecekte de, her zaman saygıyla anacağız, yüce davalarının takipcisi olacağız.  Kemalistlerden, bu devletten işledikleri bu ilk siyasi cinayetin hesabını soracağız. Onlar bunu bilsinler ki, hesap vermekten kaçamıyacaklar! Yalnız Suphilerin değil, bugüne kadar halklarımıza, Ermenilere, Pontos Rumlarına, Kürtlere, Asuri-Süryanilere, işçi sınıfı ve demokrasi mücadelesi önderlerine karşı işlenen tüm katliamların, cinayetlerin hesabını soracağız.

 

Ne idi, Mustafa Suphi’nin bu yüce davası? Mustafa Suphi bir enternasyonalisti. Rusya’da Lenin’in, Bolşeviklerin okulundan geçmişti. Hem uluslararası alanda, hem de ulusal alanda insanlığın sömürüden, baskıdan, emperyalist talandan kurtulması, demokrasiye, barışa, özgürlüğe, refaha, sosyalizme kavuşması için savaşıyordu.

 

O, padişahlığın yıkılıp, emperyalizmin ülkeden atıldıktan sonra işçi ve köylülerin, emekçilerin işe, aşa ve toprağa kavuştuğu, yokluktan, sefaletten ve zulümden kurtulmaya başladığı, Türkiye’de halkların özgür ve özerk olduğu, demokratik, federatif bir şuralar cumhuriyetini hedefliyordu.

 

10 Eylül 1920’de Bakü’de kurulan partimiz TKP’nin Kongresinde kabul edilen programında bunlar açık olarak yazılıdır. Bir yandan emperyalist güçleri Anadolu’dan atmak için işçi ve köylüler savaşa çağrılıyor, diğer yandan kurtuluştan sonra tüm ulusal güçlerle birlikte nasıl bir erk oluşturulacağı açıklanıyordu, Anadolu halklarının özgürce kendi kaderlerini belirleme, ayrılma veya birlikte eşit haklı yaşama hakkı savunuluyordu.

 

Bu dönemde Mustafa Kemal iki yüzlülük yapıyordu. Bir yandan Sovyetlerle birlikte gözüküyor, Sovyetlere yanaşıyor, komünistlerle, Yeşil Ordu ile ittifaklar kuruyordu. Diğer yandan da İngilizlerle uzlaşma yolları arıyor, tek başına iktidar olmak istiyordu. Iktidarı kimseyle paylaşmak istemiyordu. İngilizler ise ona yüz vermiyor, Sevr’i uygulayacağız diyorlardı. Sevr’den vazgeçmeleri için daha bir neden yoktu.

 

Ne zaman ki, Kızıl Ordu karşısında Beyaz Ordular yenildi, Ekim Devrimi, Sovyet iktidarı kesin zafere ulaştı, İngilizlerin politikası da değişti. Dünyada yeni bir durum vardı, dünya artık kesin kes iki bloka bölünmüştü: Emperyalizm ve sosyalizm. Tarih Aralık 1920, Ocak 1921. Bu durumda İngilizler Sevr’den fazgeçti, hemen Londra’da bir konferans topladı. Mustafa Kemal doğan fırsatı hemen değerlendirdi. Sovyetlere sırt çevirdi, Yeşil Ordu’nun, Çerkez Ethem’in, Halk İştirakiyum Fırkasının üstüne yürüdü. Halkın devrimci güçlerini ezmeye başladı.

 

İşte tam bu sırada Mustafa Suphiler Bakü’den Kars’a gelmişlerdi. Bir şeyler seziyorlardı, ama Mustafa Kemal’in İngilizlere döndüğünden haberdar değillerdi. İktidarı yalnız komünistlerle değil, kimseyle paylaşmak istemeyen Mustafa Kemal, Kazım Karabekir’e Mustafa Suphiler hakkında gereğinin yapılmasını emretti. Kazım Karabekir de gereğini yaptı. Trabzon’daki katil İttihatcı tayfasına yoldaşlarımızı katlettirdi.

Son Güncelleme: Cuma, 03 Şubat 2017 21:20
Devamını oku...
 
Referandumda anayasa değişikliğine hayır PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 21 Ocak 2017 19:40

Referandumda anayasa değişikliğine hayır!

Erdoğan’ın faşizmini durduralım!

 

 

Erdoğan, MHP ile anlaşarak hazırlattığı, AKP’nin meclise sunduğu, terör estirilerek meclisten geçirttiği, başkanlık sistemi denen faşist rejiminin yasal kılıfı olacak bir anayasa değişikliğini şimdi bir referandumla zorla Türkiye halklarına dayatmaktadır. Ülkeyi sürüklediği ekonomik kriz ve Kürdistan’da kirli savaş tüm ağırlığı ile sürerken, TL dolar karşısında sürekli değer kaybederken, politik gündemi anayasa değişikliğine indirgemeye, başkanlık sistemine Türkiye’nin ihtiyacı olduğu safsatasını yaymaya, gündemi değiştirmeye çalışmaktadır. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı ne bir faşist başkanlık sistemi, ne de böylesi kişiye münhasır diktatörlügü getiren bir anayasa değişikliğidir. Türkiye’nin ihtiyacı ekonomik kalkınmadır, demokrasidir, barıştır, özgürlüktür, özerkliktir, huzurdur; çok uluslu, çok kültürlü, çok inançlı, çok mezhepli olan Türkiye toplumunu eşitlik, özgürlük, barış, demokrasi ve özerklik temelinde yeniden yapılandıracak bir anayasadır, yeni bir toplumsal sözleşmedir. 1924’den beri tüm anayasalar Türkkiye toplumunun bu gerçeğini inkar eden, zorla tek millet, tek din, tek devlet yaratmanın koşullarını üreten baskıcı, zulümcü anayasalardır. Erdoğan yaptırtmayı planladığı değişikliklerle 12 Eylül rejiminden kalma şimdiki faşızan anayasada, şeklen de olsa, varolan burjuva parlamenter demokratik sistemi ve yapıları tamamen saf dışı bırakmak, bertaraf etmek, güçler ayrılığını yok etmek, demokratik hak ve özgürlükleri kaldırmak, Hitler gibi, muhalefetsiz ve rakipsiz tek adam, diktatör olmak istemektedir. Halkımız ise yıllardan beri 12 Eylül rejiminden kalma bu faşist anayasayı kaldırıp atmayı, onun yerine Türkiye’yi özerk demokratik cumhuriyet temelinde yeniden yapılandıracak  bir anayasa istemekte, Erdoğan’ın yaptıracağı anayasa değişikliklerıne karşı çıkmaktadır. Erdoğan’ın getirmeye çalıştığı Anayasa değişikliği burjuva demokrasisinin rafa kaldırılmasıdır, sürekli OHAL’dir, KHK’larla ülkenin sürekli yönetimidir, içte ve dışta Kürtlere karşı savaştır, işçi ve emekçilere, laiklere ve demokratik güçlere karşı devlet terörüdür, İŞİD terörüdür, yaşam tarzlarına müdahaledir, dindar ve kindar bir biat toplumu oluşturmaktır, kadınlara saldırıdır, keyfi yönetimdir, talan ve yağmadır, ülkede faşist bir rejimi oturtmaktır. Türkiye tarihsel bir dönemeçten geçmekte, varlık-yokluk, gelecek sorunlarıyla karşı karşıya bulunmaktadır.

 

Erdoğan’ın kurmaya çalıştığı faşist rejim Türkiye halkları için içte ve dışta büyük bir tehlikedir. Bu faşist rejimde, yıllardan beri ülkede artan kutuplaşma, yükselen ırkcılık ve şövenizm, başka inançlara, mezheplere, yaşam tarzlarına, kadınlara karşı hoşgörüsüzlük, toplumun gericileşmesi ve islamlaşması çekilemez yeni bir boyuta ulaşacak, ülke ekonomisi daha da bozulacak, halk daha da fakirleşecektir. Türk ve sünni müslüman olmayanlara, Kürtlere, alevilere, diğer inaçlardan olanlara, devrimci demokratlara, işçi ve emekçilerin, Kürt direnişinin yanında yer alanlara, laik ve alternetif kesimlere yaşam hakkı tanınmıyacaktır. Kürtdistan’da yaptığı barbarlıkları daha da arttıracaktır. Devletin ve Diyanetin hristiyanların Noel ve laiklerin yılbaşı kutlamaları gibi alevilerin ve başka inançların da kutlamalarının islama uygun olmadığı açıklamaları daha da artacak, “Yeni Osmanlıcı” çapulcular ve İŞİD’ciler tarafından Noel babalara ve Reina’da yılbaşı gecesine yapılan saldırılar gibi saldırılar daha da çoğalacak, bu saldırılar, Kürtlere ve demokratik güçlere yönelen bir jenosid görünümünü alacaktır.

 

Erdoğan kuracağı faşist rejimle ülkeyi dışarda, Orta Doğu bataklığında daha kolay yeni serüvenlere sürükleyecek, Rojova’da kirli savaşı daha da büyütecektir. Daha önce emperyalist güçlerle birlikte Esad’ı devirmek için tüm dünyadan devşirdiği, Suriye’de, Rojova’da Kürtlerin oluşturdukları demokratik kantonların üzerine sürdüğü cihatcılar, şimdi daha çok Türkiye’yi vuracaktır. Erdoğan, Rojova’da güçlü bir Kürt direnişine çarptı, başarılı olamadı. Kobane’de yenilince Türkiye’de Kürtlerle yapılan barış sürecini bitirdi, Kürtlere karşı saldırıya geçti. Sonrada YPG’nin Fırat’ın batısında ilerlemesini, Afrin kantonuyla birleşmesini bir tehdit kabul ederek Cerablus’a girdi, El Bab’a doğru ilerlemeye başladı, Kürt düşmanlığını daha da yükseltti. Ama bu dönemde ABD ve Rusya’nın değişen Orta Doğu politikası nedeniyle devşirdiği ve beslediği İŞİD’e karşı da savaşmak ve onu terörist ilan etmek zorunda kaldı. Şimdiye kadar devletin “zımmen” bilgisi dahilinde Türkiye’de Kürtlere, demokratik ve barış güçlerine karşı canlı bombalarıyla katliamlar yapan İŞİD, artık şimdi meydan okurcasına İstanbul’da yıl başı gecesi yaptığı gibi istediği yerde katliamlar yapmaya devam edecek, ülke İŞİD’leşecektir. Orta Doğu bataklığında binlerce askerin, Kürdün, Arabın, Türkmenin kanına girilecektir. Ülkenin içine girdiği bu girdabın sorumlusu Erdoğan’dır.

Son Güncelleme: Cuma, 03 Şubat 2017 20:31
Devamını oku...
 
Tarikatlar Darbesi PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Perşembe, 28 Temmuz 2016 17:46

Tarikatlar Darbesi

 

 

15 Temmuz 2016’da, Türkiye bir kez daha kanlı bir askeri darbe girişimine, kanlı bir iktidar kavgasına şahit oldu: İki kliğin, Erdoğan’la Gülen arasında son yıllarda şiddetlenerek devam eden iktidar kavgası. Darbe girişimi, bu kavganın orduya sıçramasıdır, bir demokrasi kavgası değildir, demokrasiye karşı bir girişimdir. Darbe girişımi Erdoğan yönetimindeki Türkye’nin demokrasiden ne kadar uzaklaştığının bir göstergesidir. Erdoğan darbenin müsebbiplerinden biridir, hem kendisi, hem Gülen aynı derecede sorumludur. Darbeye girişen generalleri terfi ettiren, onların çoğunu Kürdistan’da halkın üzerine süren paralelcilerin bir tarafı Erdoğan'dır, bir tarafı Gülen'dir. Ülkede bu darbeye ortam yaratan Erdoğan’nın despot, faşist, antidemokratik tutumu, sivil darbeleri, içte ve dışta, Kürdistan’da, Suriye’de izlediği savaş politikalarıdır. Kürdistan’daki operasyonlara, bu darbeci generallerin yaptığı katliamlara karşı Türkiye’nin batısında halkın suskunluğudur. Eğer bu generaller, başta Cizre, Sur olmak üzere Kürt şehirlerini yıkarken, yakarken, bombalarken, gençleri, çocukları, anaları, babaları hukuksuz infaz ederken, Istanbul’da, Ankara’da Izmir’de halk sokağa çıksaydı, bugün bu darbe yaşanmayabilirdi. Darbeyi halk, demokratik güçler, lideral ve demokratik basın önledi. Darbenin başarısızlıği ile Türkiye büyük bir badire atlattı. Ama Erdoğan badiresi hala önümüzde durmaktadır. Şimdi Erdoğan darbecilerin uygulayacağı tüm antidemokratik yöntemleri yürürlüğe koymaktadır. OHAL’i lan etti, Meclisi, hukuku baypas etti,  bu darbe girişımini kendi konumunu güçlendirmek, tek adam rejımini, faşist diktatörlüğünü kurmak için kullanmaktadır. Şimdi Erdoğan’a bu fırsatı vememek, darbe girişimini yenen demokratik güçlerin elindedir.

Son Güncelleme: Cumartesi, 21 Ocak 2017 19:34
Devamını oku...
 
Açıklama PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Pazar, 31 Ekim 2010 19:16

Açıklama                                                                                                       30.10.2010

 

Partimizin 1973 Atılımını gerçekleştiren Polit Bürodan iki yoldaşımız, Şiko ve Yelkenci, daha yaşıyorlar. Onlar, Polit Büroda Bilen Yoldaşla birlikte TIP’le birleşmeye ve bu birleşmenin getireceği likidasyona karşı çıktılar. Çoğunluk Nabi ile birlikte Gorbacov’un yolunu tuttu. Bunlar sora da TKP’yi ellerindeki çoğunluğa dayanak ideolojik, politik ve örgütsel olarak TIP’leştirdiler. Sosyal demokrasinin yolunda atomize oldular.

 

2001 senesi sonunda sahte SIP-TKP’nin kurulmasıyla, bu iki yoldaşımız partimizin yeniden yapılandırılması için Tüstav sitesinde ve diğer sitelerde bir çok yazılar yazdılar. Biz bu yoldaşlarımızın kimi yazılarını sitemizde okuyucularımıza sunuyoruz. Kimi yazıları “Yeni Eklenenler” sayfasında, kimi yazıları da “arşiv” bölümünde bulabilirsiniz.

 

TKP 1920’ye Özgürlük Komitesi

Son Güncelleme: Pazar, 31 Ekim 2010 19:26
 
Ulusal Sorun ve Kürt Sorunu PDF Yazdır
Administrator tarafından yazıldı.   
Pazar, 31 Ekim 2010 19:10

Ulusal  Sorun ve Kürt Sorunu Konusunda

Türkiye Komünist Partisi'nin

Güncel Önerisi

 

Değerli Yoldaşlar.

 

Ulusal sorunu ve özel olarak Kürt sorununu alışagelmiş bir sıralamanın dışında ele almayı uygun gördük. 1970’lı yılların ikinci yarısında ve Partimizin 5. Kongre hazırlıkları sürecinde bu görüşler ortaya konmuştur.

 

Kanımızca Türkiye’de, ilkesel ve temel sorunlardan biri olan milli meseleye dış görünüşlere bakılarak ve yetersiz bilgilere dayanılarak ele alındığından, sık sık genel olan ile özel olan arasındaki ilişki karıştırılmış veya karşı karşıya getirilmiştir. Bir küçük burjuva denizi halinde olan Türkiye, her türlü milliyetçi, şövenist, troçkist ve sahte “TKP” gibi partilerin hayat bulmasına objektif olanaklar sunuyor. Hükümetler bunları destekliyor. Bunların görüşleri bilimsellikten uzak ve çarpıtmalarla doludur. Bu akımların geleceği karartma eylemleri, insanlarımzın ilk bilgileri algıladığı alanda olmaktadır. Bu alanda insanın elde ettiği bilgiler duyum organları yoluyla algıladığımız bilgilerdir. Bu alan nesnenin veya olayın özünden uzak, yanlış ve aynı zamanda doğrularla içiçe olan bir alandır. Ulusal sorun ve Kürt sorunu, hem uluslararası hem de kendi içindeki ilişkilerde bir dizi çelişki içermektedir.

 

Son Güncelleme: Pazar, 31 Ekim 2010 19:58
Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>

Sayfa 3 / 3