TKP 1920'den

TKP 99 Yaşında

Salı, 10 Eylül 2019 10:05

Çağrı!

10 Eylül 2019, TKP 99 Yaşında!

 

Büyük Atılımlarla Partimizin 100. Yılına Hazırlanalım!

 

10 Eylül 2019’da partimiz Türkiye Komünist Partisi TKP 99 yaşına giriyor. Gelecek sene 2020’de 100 yaşında olacak. İşçi sınıfının ve emekçi halklarımızın sosyal ve ulusal kurtuluş mücadelesinde zafer ve yenilgilerle, acı ve mutluluklarla, var ve yok olmakla dolu bir asır! Tam yok oldu dendiği bir anda büyük bir atılımla yeniden ayağa kalkmasını başaran bir azim ve inanç! Bu gücü partimiz her zaman Karadeniz’de hunharca katledilen kurucuları Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve yoldaşlarının mücadelesinden, onların bu mücadelesini Türk burjuvazisinin barbar saldırılarına karşı hayatları pahasına savunan ve bayrağı elden düşürmeyen, sürekliyükselten yoldaşların savaşlarından, Marksizm – Leninizm’den ve Enternasyonalizm’den almıştır ve almaktadır. Bugün de 1983’de 5. Kongre ile başlayan likidasyonu sonlandırıp, partimizi yeniden ayağa kaldırmaya çalışırken yine Mustafa Suphi ve yoldaşlarının, onların yolunda giden Nâzım ve Bilen’in mücadelesinden, Marksizm-Leninizm ve Enternasyonalizm’den güç almaktayız. 1973 Atılımı gibi bir atılımla partimizi yeniden ayağa kaldırma görevi önümüzde durmaktadır.

 

Şüphesiz bugünün koşulları 70’li yılların koşulları değildir. Ama bugünün koşulları 70’li yılların koşulları gibi hiç de iyi değildir diyemeyiz. Özellikle 31 Mart 2019 yerel seçimleri ve 23 Haziran 2019 İBB Başkanlığı seçimi devrimci demokratik güçlerin, solcuların, komünistlerin önüne işçi ve emekçi yığınları, köylü ve esnaf, gençlik ve kadın, aydın ve sanatçılar arasında çalışmak, bağlaşıklar kurmak için büyük olanaklar yaratmıştır. 23 Haziran’da en büyük kazanım yalnız faşist ittifakın yenilip İmamoğlu’nun İBB Başkanlığına seçilmesi değil, başta Kürt ve Pontus sorunu olmak üzere Türkiye’de bazı tabuların yıkılmaya başlamasıdır. Bu seçimlerde yalnız şimdiye kadar yenilmez denilen Erdoğan yenilmemiş, O’nun kurmaya çalıştığı otoriter faşizan diktatörlük bir yara, demokrasi bir nefes almamış, aynı zamanda şovenizm ve milliyetçilik üzerine oturtmaya çalıştığı Kürt ve Kürdistan karşıtlığı, APO ve PKK düşmanlığı iflas etmiştir. Kürtler, onların lideri Abdullah Öcalan bir kez daha Türkiye’de politik arenaya kilit, çözümleyici güç olarak çıkmıştır. Türk halkı tarafından Kürtlerle birlik olmadan Türkiye’nin yalnız hiçbir sorununun demokratik bir çözümü olamayacağı görülmemiş, aynı zamanda Türkiye’nin bölgede ve dünyada demokratik, etken bir aktör olarak rol oynayamayacağı da anlaşılmaya başlanmıştır. Seçim meydanlarında HDP’li, CHP’li, İYİ Parti’li, muhalif AKP’li seçmenlerin Erdoğan ve O’nun faşizan rejimini yenmek için oluşturdukları ortak çalışmalar ve demokratik ittifaklar ve seçim akşamı Taksim’den Beylikdüzü’ne, Fatih’ten Kartal’a kadar meydanlarda Türkler‘in, Kürtler‘in, Aleviler‘in, Hıristiyanlar‘ın, diğer halklardan ve inançlardan, farklı siyasi görüşlerden insanların çektikleri ortak halaylar Türkiye’de göreceğimiz demokratik, özgür ve güzel günlerin habercisi olmuştur. Şimdi önümüzde duran görev seçim meydanlarında oluşan farklı politik görüşlerden Kürt, Türk ve diğer Türkiye halklarının bu birliğini kalıcılaştırmak ve Erdoğan’ın faşizan iktidarına son verecek bir güce yükseltmektir.

 

Erdoğan bir yara almıştır, ama hâlâ iktidardadır ve O bu iktidarını 2023’e kadar sürdürmek için her yola başvurmaya hazırdır. Onu firenleyecek güç ise başta işçi sınıfı ve emekçi yığınlar olmak üzere ilerici, devrimci, demokrat ve muhalif güçlerin tabanda oluşturacağı birliktir. Böyle bir birlik sırf Erdoğan gitsin, kim gelirse gelsin anlayışı üzerine değil, Erdoğan’dan sonra Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ve halkların eşitliği, özgürlüğü, özerkliği temelinde yeniden yapılandırılması anlayışı üzerine yükselmelidir. Kürtlerin ve diğer halkların, Alevilerin ve diğer din ve mezheplerin, kültürlerin kendini özgürce ifade edemedikleri bir Türkiye asla demokratikleşemez, TKP’nin Baku’daki 1. Kongresinde saptadığı “özgür ulusların özgür birliği” gerçekleşemez. CHP’sinden İYİ Partisi’nden AKP ve MHP’sine ve diğer burjuva partilerine kadar egemen olan güçlerin hemen hemen hepsi Türkiye’nin demokrasi temelinde yeniden yapılandırılmasına karşıdırlar, onlar hala cumhuriyetin kuruluş felsefesi olan üniter devlet yapısından yanadırlar. Önümüzde yalnız Erdoğan’ı değil, onunla birlikte bu tekçi anlayışı yıkmak, demokratik bir anayasayla Türkiye’nin çok uluslu ve halklı, çok dinli ve mezhepli, çok dilli ve kültürlü bir toplum olduğu anlayışını yerleştirmek görevi bulunmaktadır. Özellikle 23 Haziran 2019 seçim kampanyası esnasında ortaya çıkan ve kendini kabul ettiren Kürt gerçeği ile bir kez daha cumhuriyetin bu tekçi felsefesi iflas etmiştir. Yıkılmaya başlayan bu tekçi anlayış Türkiye’nin demokratikleşmesinin, Türkiye halklarının birlikte eşit, özgür ortak bir yaşam kurmasının önünde en büyük handikaptır. Şimdi yığınlar içinde, özellikle Türk işçi ve köylülerine, emekçilerine Türkiye’nin bu gerçeğini anlatmak, bu gerçek kabul edildiğinde Kürt sorununun barışçıl yollardan çözüleceğini, savaşın biteceğini, ekonominin güçleneceğini, Türkiye’nin bölgede ve dünyada saygın bir yere sahip olacağını göstermek gerekmektedir. Tabanda oluşturulacak bu ittifak, bu güç yukarda “muhalif” parti yöneticilerinin daha ardıcıl demokratik bir tutum almalarını da sağlayacaktır. Türkiye’nin demokrasi temelinde yeniden yapılanmasına ve bunun bir demokratik anayasayla yeni bir toplum sözleşmesine dökülmesine sahip çıkan işçi sınıfı da şu aniçine itildiği milliyetçilikten, felç olmuşluktan kurtulacak, iş, aş ve sosyalizm mücadelesinde yeni başarılara imza atacaktır.

 

Partimiz 99. Yılını kutlarken 100. Yılına bu mücadeleler içinde hazırlanmalıdır. Komünistler yığınlar arasına dalmalı, Erdoğan’a, O’nun faşizan rejimine karşı olan tüm demokratik ve muhalif güçlerin birleşmesi, geniş bir demokratik ittifakın kurulması için çalışmalı ve bu ittifakın demokrasi anlayışının derinleşmesi, demokrasinin de  halkların eşitliği, özgürlüğü ve özerkliği temelinde Türkiye’ninyeniden yapılanması ve bunun bir anayasayla tescil edilmesiyle gelişeceği propaganda edilmelidir. Partimizin yeniden ayağa kaldırılması komünistlerin yığınlar içinde vereceği bu mücadelelerle gerçekleşecektir. 73 Atılımı da yığınlar arasında “iğneyle kuyu kazar gibi” çalışarak gerçekleştirilmişti. Şimdiki atılımın boyutu o zamankinden daha geniş ve derindir. O zamanatılımın hedefi iki sistem savaşı içindeTürkiye’de “ileri demokrasi”yi gerçekleştirmekti. Şimdiki atılımın içeriği “demokrasi temelinde Türkiye’yi yeniden yapılandırmak”tır. Sosyalizm için verilen mücadelede Türkiye işçi sınıfı içinbu demokratik yapılanma belirleyici önemli bir hamledir. Bu mücadele hem Türkiye’nin hem partimizin tarihiyle yüzleşerek, hem de çöken reel sosyalizm sonrasında parti politikasını, strateji ve taktiğini tartışarak gerçekleştirilmelidir. Durum‘un 6. sayısında çıkan 4 bölümlük yazı bu çalışma ve tartışmalara temel oluşturacak yöndedir.

 

Haydi, 23 Haziran’da doğan demokratik olanakları değerlendirelim, yığınlara dalalım!

 

Tabanda en geniş güçlerin demokratik ittifakını örelim, yukarıya baskıyı arttıralım!

 

Bu çalışmalar içinde partimizin yeni bir Atılımını hazırlayalım.

 

Partimiz TKP’nin 99. Yılı tüm Türkiye ve dünya işçi sınıfına, Türkiye halklarına kutlu olsun!

 

TKP 1920                                                        www.tkp-online.com

 

Açıklama

Faşist Erdoğan-Bahçeli Rejimi Kürt halkına karşı sivil darbe yaptı

Diyarbakır, Mardin ve Van Belediyelerine kayyım atandı

İstanbul’dan Van’a kadar halklarımızın tepkisi büyüyor

19 Ağustos 2019’da sabaha karşı İçişleri Bakanlığı kararıyla Diyarbakır, Mardin ve Van HDP’li Büyükşehir Belediye Eş Başkanları Adnan Selçuk Mızraklı, Ahmet Türk ve Bedia Özgökçe Ertan görevlerinden alındı, yerlerine o illerin valileri kayyım olarak atandı. Daha bundan 5 ay önce 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde halkın Diyarbakır’da % 63, Mardinde % 56 ve Van’da % 54’ünün oyuyla seçilen belediye başkanlarını hiçbir hukuki dayanağı olmayan gerekçelerle ve keyfi bir kararla görevden almak yalnız demokrasiyi ve onun kutsal dayanağı seçimleri hiçe saymak değil, halklarımızın tecelli etmiş özgür iradesine karşı girişilen sivil bir darbedir. Bu darbe en başta Kürt halkına karşı yapılan siyasi bir darbedir, onun özgür iradesinin gasp edilmesidir. Ama bu darbe tüm halklarımızı hedef almaktadır, zaten kısıtlı olan demokrasinin tamamen rafa kaldırılabileceğinin habercisidir. Partimiz belediye başkanlarının görevden alınmasını şiddetle protesto eder ve Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Boşnak, Arnavut, müslüman, hıristiyan halklarımızın tüm demokratik güçlerini, işçi ve emekçilerini, gençlerini ve kadınlarını Erdoğan’ın sivil darbesine karşı mücadeleye çağırır.

Bu üç büyükşehir belediye başkanları hakkında görevden alma gerekçenin ne kadar zorlama ve uydurma olduğu İçişleri Bakanlığı’nın kararında açıkca görülmektedir. Kararda gerekçe olarak “terör örgütlerine destek verdikleri yönünde tespit ve deliller bulunduğu” nedeniyle haklarında açılan “adli/idari soruşturma/kovuşturmaların selameti” gösterilmektedir. Bu ise idarenin kararıyla zorlama suç yaratmaktır. Bu üç belediye başkanları hakkında mahkemelerce hükme bağlanmış bir tek suç olayı, ceza yoktur. Böyle bir durum olsaydı hem İçişleri Bakanlığı hem de YSK bunların 31 Mart’ta adaylıklarını anında hemen red ederdi. Bunlar yasalara uygun olarak seçilmiş ve mazbataları onaylanmış belediye başkanlarıdır. Oysa bu seçilmiş belediye başkanları yerine atanan kayyım başkanlarının ise geçmişteki kayyımlıkları sırasında belediyeleri usulsüz ve kanunsuz harcamalarıyla borca sokarak işledikleri sayısız suçları bulunmaktadır. Hele bunlardan biri olan ve Ahmet Türk’ün yerine gelen Mardin valisi Mustafa Yaman 2009’da Tunceli valisi iken işlediği yolsuzluktan dolayı kesinleşmiş 7 ay 15 güm hapis ve kamu görevinden men cezası vardır. Yine bu vali geçen dönem kayyım iken Mardin belediyesini 1 milyar TL’nin üzerinde borçlandırmaktan, AKP’li milletvekilleri, bakanları ve yöneticileri için belediye bütçesinden “yemek bedeli” olarak 1 milyon 436 bin 345 TL kuruyemiş ve kahve alımı için 164 bin 550 TL ödemekten sabıkalı bir kişidir. Bunlar bu atamalarla AKP’nin bu belediyeleri arpalık gibi kullanmaya devam edeceğinin birer delilidir.

Bu sivil darbenin tetikçisi saraydaki Erdoğan’dır. Erdoğan daha başından beri hem 31 Mart’ta tüm Türkiye çapında aldığı yenilginin hem de 23 Haziranda İstanbul’da yediği hezimetin acısını Kürtlerden çıkartmaya azmetmiştir. Ona seçimleri kaybettiren; HDP’nin ve Kürtlerin Türkiye’nin doğusunda, Kürdistan’da belediyeleri kayyımlardan geri alma ve Türkiye’nin batısında özellikle büyük şehirlerde AKP-MHP faşist ittifakına belediyeleri kaybettirme politikasıydı. Bu politika seçimlerden başarıyla çıktı ve Türkiye’de Kürtlerle ittifak yapılmadan seçim kazanılamayacağını ve iktidar olunamayacağını, demokratik hak ve özgürlüklerin elde edilemeyeceğini gösterdi. Seçim sonrası Erdoğan büyük bir hiddetle Kürtlere saldırıya geçti. Kürt sorununun müzakere yoluyla barışçıl ve demokratik çözümü yerine bir kez daha şiddet yolunu seçti. Hakurk’da “pençe” operasyonunu genişletti, Fırat’ın doğusuna, Rojova’ya saldırmak, Kürtlerin diğer halklarla birlikte kazandıkları siyasi statüyü, orada oluşan demokratik yapıyı yıkmak için harekete geçti. Rojova sınırına asker yığmaya, PYD, YPG’yi, SDG’yi tehdit etmeye başladı. 30-40 km Rojova’nın içine gireceğini ve orada bir “güvenli bölge” oluştucağını açıkladı. Bu Kürtlerle açıkça savaş demekti. Bu savaş ise SDG’nin Suriye’nin güney doğusunda DAİŞ’e karşı savaşını zayıflatacaktı. Bu da başta ABD olmak üzere müttefiklerin işini, DAİŞ’le mücadelesini zorlaştıracaktı. Bunun üzerine ABD Erdoğan’a dur dedi. Kürtlere, YPG’ye, SDG’ye saldıramazsın, YPG ve SDG benim DAİŞ’le mücadelede müttefikimdir, Rojova’ya giremezsin dedi. Artık Rojova’ya saldırmak demek ABD ile savaşmak demekti. Bunu da Erdoğan göze alamadı, alamazdı da.

Ne Irak’ta ne de Suriye’de Kürtlere karşı saldırıda bir başarı elde edemeyeceğini ve Fırat’ın doğusunda Rojova’da Kürtlerin diğer halklarla birlikte oluşturduğu demokratik yapıyı boğamayacağını görünce, tekrar daha yoğun olarak Türkiye’deki Kürtlere saldırıya geçti. Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediye başkanlarını görevden alma bu saldırının ilk adımıdır. Bunun arkası gelecektir ve saldırılar daha yoğun bir şekilde tüm Türkiye demokratik güçlerine yönelecektir. Hatta Batıda bile kayyım atama yoluna gidilecektir.

Darbe denince hep askeri darbeler akla gelir. Türkiye’de askeri darbeler dönemi tam kapanmamıştır. Ama Erdoğan’la birlikte sivil darbeler dönemi açılmıştır. İlk sivil darbe 15 Temmuz’un arkasından 20 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL’le gerçekleşmiştir. İkinci sivil darbe şimdi 19 Ağustos 2019’da gerçekleştirilen Diyarbakır, Mardin ve Van belediye başkanlarını görevden alma olayıdır. Bu Erdoğan’ın OHAL gibi yeni faşizan uygulamalara geçeceğinin habercisidir.

Erdoğan’ın bu darbeci girişimlerini önlemek mümkündür. Bunun için tüm demokratik güçlerin bir ittifak içinde birlikte hareketleri gerekmektedir. Bu ittifakın ilk temelleri 31 Mart ve 23 Haziran yerel seçimlerinde CHP, HDP, İYİ Parti seçmenlerinin, AKP’de Erdoğan muhaliflerinin ortak eylemleriyle, AKP-MHP Cumhur ittifakına indirilen yenilgilerle atıldı. Şimdi bu ittifakı daha da derinleştirerek, AKP-MHP iktidarının hem doğuda Kürdistan’da hem de Batıda metropollerde yapacağı saldırılara hep birlikte ortak eylemler yaparak yanıt vermeliyiz. Daha şimdiden polisin saldırılarına rağmen İstanbul’dan Van’a kadar protestolar başladı. Artık zaman susmak değil harekete geçmek, meydanlara çıkmak, toplantılar yapmak zamanıdır. Geçmişte olduğu gibi, olaylar bizden uzak doğuda Kürdistan’da oluyor diye susmayalım. “Terörle” mücadele kisvesi altında Kürtlere yapılan saldırılara gözümüzü kapamayalım. Bu Erdoğan’ın işine yarar ve Kürtlere uygulanan devlet terörü kat kat fazlasıyla batıda Türklere geri döner. Onun için Kürtlerin mücadelesi Türklerin, Türklerin mücadelesi de Kürtlerindir. Bu nedenle hep birlikte:

  • Kayyımlara karşı çıkalım ve protesto edelim!
  • Erdoğan’ın sivil darbelerine olanak vermeyelim!
  • Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna girmesine, Rojova’yı işgal planına karşı çıkalım!
  • Meydanlarda eylemlerde Türk, Kürt ve diğer halkların demokratik ittifakını, işçi ve emekçilerin birliğini oluşturalım, Türkiye’yi demokratikleştirelim!
  • Erdoğan’a geçit vermeyelim!

19.08.2019                                                                TKP 1920, www.tkp-online.com

AÇIKLAMA

23 Haziran 2019 İstanbul seçimleri,

Başta Kürtler olmak üzere Türkiye halklarının, demokratik güçlerin, HDP’nin, AKP-MHP ittifakına oy vermeyenlerin büyük zaferidir!

İstanbul halkı 31 Mart’ta gasp edilen iradesini geri aldı, Erdoğan’ın faşist diktatörlüğünün sonunu başlattı!

Şimdi demokratik güçler Erdoğan’a 4,5 yıl seçimsiz iktidar şansı vermemelidir, bir erken seçim için mücadeleyi hemen yükseltmelidirler!

Her türlü hukuk ve demokrasi anlayışı çiğnenerek Erdoğan’ın “talimatıyla” YSK tarafından 31 Mart İBB seçiminin iptal edilmesi üzerine 23 Haziran 2019’da yeniden sandık başına gitmek zorunda kalan İstanbullular Erdoğan’a bir kez daha gereken dersi verdiler. İstanbul İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu oyların % 54’nü alarak Erdoğan ve Bahçeli’nin adayı % 45 oy alan Binali Yıldırım’ı fersah fersah geride bıraktı. Bu başarı yalnız CHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla değil, özellikle HDP’nin ve Kürtlerin, Ermeni, Rum ve dışlanan diğer halkların, demokratik güçlerin, Erdoğan’a sırtını çeviren AKP’li, MHP’li ve diğer partilerden, partimiz TKP’nın ve partisiz olan seçmenlerin tabanda oluşturdukları demokratik ittifak sayesinde kazanıldı.
31 Mart seçimlerinde İmamoğlu ile Yıldırım arasındaki fark 21462 oyla % 0,2 iken 23 Haziran seçimlerinde bu fark 806.456 oyla 45 kat artarak % 9’a yükseldi. Bu fark Kürtlerin oyudur, artık Erdoğan’ı seçmeyen dindar AKP’lilerin oylarıdır. Bu yenilgi sahadaki Binali Yıldırım’ın değil O’nu sahaya süren Erdoğan’ındır. Erdoğan için İstanbul’u kaybetmek Türkiye’yi kaybetmekti. O’nun 17 yıllık faşizan diktatörlüğünün sonunun başlangıcı demekti. Bu nedenle Erdoğan 31 Mart seçim sonuçlarını kabullenemeyip YSK’ya iptal ettirip seçimleri yeniletirken, söz konusu olanın Erdoğan’ın geleceği, bekası olduğunu herkes biliyordu. 23 Haziran’da yapılacak olan, özü itibarıyla bir belediye başkanlığı seçimi değil, Erdoğan’ın faşist diktatörlüğü hakkında bir referandumdu. Halk bir kez daha, hem de bu kez çok çok büyük bir farkla Erdoğan’ın boyunun ölçüsünü verdi. Tüm Türkiye adına İstanbullular Erdoğan’a “senin antidemokratik uygulamalarını, faşizan baskıcı rejimini, Kürtlere karşı yürüttüğün savaşı, enflasyonu arttıran, döviz kurunu yükselten, bizi açlığa mahkum eden ekonomi politikanı kabul etmiyoruz, hukuğun ve adaletin özgürce işlediği demokratik bir Türkiye’de Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkesi, Gürcüsü, Arnavutu, Boşnağı, Rumu, Ermenisi, Musevisi, Romanı, tüm Türkiye hakları eşitlik temelinde barış içinde birlikte yaşamak istiyoruz” dedi. Erdoğan’a artık 4,5 sene Türkiye’yi yönetemeyeceğini, O’nun halkları, insanları birbirine düşüren ayrıştırıcı, çatıştırıcı, kutuplaştırıcı nefret dili ve savaş politikasının sonunun geldiğini bildirdi.
Erdoğan 31 Mart seçimini Kürtlere karşı uyguladığı nefret dili ve savaş politikası nedeniyle kaybettiği ve Kürtlerin ve HDP’nin seçimlerde kilit güç olduğu ortaya çıkınca Kürtlere karşı uyguladığı nefret dilini Kürtleri kandırma ve aldatma yönüne çevirdi. AKP’liler birden Kürtlerin kardeş olduğunu, Türkiye’de Kürtlerin ve Kürdistan’ın varlığını keşfedip bunlardan dem vurmaya başladılar. Düne kadar Türkiye’de Kürdistan yoktur, Irak’tadır, Kürdistan istiyorsan oraya defol git derken bugün birden bu değişikliği samimi bulmayan, bir aldatmaca olduğunu gören Kürtler, özellikle şimdiye kadar AKP’ye oy veren Kürtler ‘biz saftirik’ değiliz deyip Erdoğan’dan büyük ölçüde yüz çevirdiler, AKP bizden oy alamaz dediler. Bunun üzerine Erdoğan seçime iki gün kala Öcalan’a başvurup ondan yardım istemek zorunda kaldı. Öcalan’ın avukatlarına verdiği mektubu bir gece yarısı bir televizyon kanalında açıklatarak, Öcalan’la Demirtaş ve Kandil arasında liderlik kavgası olduğu yalanını, Öcalan’ın HDP ve Kandil’e karşın Kürtlerin seçimlerde tarafsız kalmasını istediği çarpıtmasını kamuoyunda yaymaya başladı. Ertesi gün avukatların ve HDP’nin açıklamasıyla gerçek ortaya çıktı. Öcalan Türkiye politikasındaki geleneksel Kemalist İslam ikileminin dışında HDP ile birlikte üçüncü bir gücün, demokratik bir ittifakın doğduğunu belirtmekte ve bunun bu Kemalist-İslam ikilemine taraf ve payanda yapılmamasını vurgulamaktadır. Bu ittifaka önümüzde Türkiye’nın iç, bölgesel ve küresel sorunlarının çözümünde büyük görevler düşeceğini açıklamaktadır. Bunlar anlaşılınca Kürtlerin de Türklerin de büyük bir çoğunluğu Öcalan’ın dediği gibi, ne Cumhur ne de Millet İttifakına payanda olmadan tarafsızlık anlayışı içinde oylarını üçüncü bir yol olarak demokratik ittifakın güçlenmesi için kullandılar. Sandıkta mühürleri CHP adayının üstüne basmakla CHP seçilmiş olunmaz. Bu adımla Erdoğan’ın faşizan diktatörlüğüne karşı olan demokratik güçler hep birlikte bu faşizan rejime bir darbe indirmiş oldular. Demokratik güçler oylarını sırf bu amaçla verdiler ve ittifaklarını bundan sonraki mücadele için güçlendirdiler. Onlar CHP’nin de İmamoğlu’nun da bir gün Erdoğan’la anlaşmayacağının garantisi olmadığını çok iyi biliyorlar. Onlar demokratik hak ve özgürlüklerin, ekonomik hakların kazanılması, eşitlik, özgürlük, özerklik, barış ve demokrasi temelinde halkların ortak yaşamının gerçekleşmesi için mücadeleyi yükselteceklerdir. Bu mücadeleyi yalnız Erdoğan’a karşı değil İmamoğlu’na karşı da yürütülecektir. Böylece onun seçim kampanyasında yaptığı vaadlerin ne kadar arkasında durduğu görülecektir.
23 Haziran Erdoğan için 7 Haziran 2015 genel seçimlerinden sonra aldığı en büyük yenilgidir. Şimdi O seçimsiz geçecek olan önümüzdeki 4,5 yıl hiç bir şey olmamış gibi iktidarını sürdürmeye çalışacaktır. İmamoğlu’nu görevden alıp yerine kayyım atamak için her yola başvuracaktır. Seçim öncesi Ordu valisine dava açtırma tehditini hayata geçirtecek ve bunu İmamoğlu’nu azletmek için kullanacaktır. Tüm bunları yapamazsa O’nun çalışmalarını engellemek ve onu itibarsızlaştırmak için her yolu ve olanağı kullanacaktır.
Ama tüm bunlar boşunadır. Çünkü Erdoğan’a muhalif ve demokratik güçler şimdi 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra 1 Kasım seçimlerine giderken onun manevralarından ders çıkardı, kenetlenecekler ve O’nu kurtaracak bir Baykal çıkmayacaktır.Türkiye’de 23 Haziran 2019’la birlikte yeni bir dönem başlamıştır. Artık Erdoğan eski Erdoğan değildir, eski gücü yoktur, devrilemez ve yaralanamaz değildir. Erdoğan’a karşı bir şey yapılamaz anlayışı yıkılmış, çökmüştür. Artık O eskisi gibi yönetemeyecek ve yığınlar da eskisi gibi yönetilmek istemeyecektir. İçte ve dıştaki egemen güçler için bunu önlemenin yolu sistem içinde bir değişikliğe gitmektir, Erdoğan’ı bir başkasıyla değiştirmektir. Sistem içinde bir değişiklik onlar için en iyi çözümdür Şimdi AKP içindeki muhalifler bile onu devirmek için harekete geçirilebilir, onlar yeni partiler kurmaya, AKP’yi parçalamaya teşvik edilebilir. Gül, Babacan, Davutoğlu pusuya yatmış beklemektedirler.
İç ve dış egemen güçlerin bu planlarına çomak sokacak, Erdoğan’ı 4,5 yıl daha iktidarda kalmasını engelleyecek esas güç seçim kampanyası boyunca tabanda örülen Erdoğan faşizmine karşı olan muhalif ve demokratik güçler arasında demokratik ittifaktır ve ittifağın ortak mücadelesidir. Bu seçim kampanyası boyunca tabanda Türkü, Kürdü, Ermenisi, Rumu, Lazı, Gürcüsü, Alevisi, Sunnisi, Hıristiyanı, CHP’lisi, HDP’lisi, İYİ Partilisi, muhalif AKP’lisi, MHP’lisi, devrimci demokratı, komünisti, proleteri, köylüsü, esnafı, aydını, kadını, genci hep birlikte faşizan Erdoğan diktatörlüğüne bir darbe indirmek için birlikte çalıştık. Darbeyi indirdik. Simdi görev Erdoğan’ı devirinceye kadar bu ortak mücadeleyi sürdürmektir, birliğimizi güçlendirmektir. Geçmişte bunun için en büyük engel Erdoğan’ın yarattığı Kürt ve PKK, APO düşmanlığı, Ermeni ve Rum, Pontus karşıtlığı idi. Bu seçim kampanyası boyunca bunların hepsi iflas etti. Kürtlerden, APO’dan medet bekleyen, ona elçiler gönderen Erdoğan’ın kendisi oldu. Pontus Rumlarının katilinin Topal Osman olduğu ortaya çıktı. Ne PKK, ne APO, ne Pontus artık tabu değildir. Bunlar bizim ülkemizin sorunlarıdır. Bu sorunlar üzerinde özgür tartışmayı kimse engelleyemez. Bu seçim kampanyasının en büyük kazanımlarından biri budur. Şimdi bizler kendi aramızdaki diyaloğu daha da geliştirmeliyiz, bunu Erdoğan faşizmine karşı kalıcı bir mücadeleye dönüştürmeliyiz. Birlik olursak Erdoğan’ı yenebiliriz

Gelecek güzel günler bizim ellerimizdedir. Onu kazanmak ancak ortak mücadeleyle olur.

Şimdi hep birden Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Rum, Ermeni tüm Türkiye halkl
Neuer Beitrag
arının eşitliği ve özgürlüğü temelinde yeni bir barışçıl demokratik toplumsal uzlaşma için çalışalım.

Öcalan ve Demirtaş dahil tüm politik tutukluların özgürlüğü talebini yükseltelim!

Kürtlere karşı savaşın, Pençe operasyonunun hemen sonlandırılmasını, Kürtlerle diyaloğun ve müzakerenin başlatılması için mücadele edelim

Erdoğan ancak bu mücadeleler sonunda gider ve ülkemize demokrasi güneşi doğmaya başlar.


23.06.2019 TKP 1920 www.tkp-online.com

AÇIKLAMA

23 Haziran 2019 İstanbul seçimleri,

Başta Kürtler olmak üzere Türkiye halklarının, demokratik güçlerin, HDP’nin, AKP-MHP ittifakına oy vermeyenlerin büyük zaferidir!

İstanbul halkı 31 Mart’ta gasp edilen iradesini geri aldı, Erdoğan’ın faşist diktatörlüğünün sonunu başlattı!

Şimdi demokratik güçler Erdoğan’a 4,5 yıl seçimsiz iktidar şansı vermemelidir, bir erken seçim için mücadeleyi hemen yükseltmelidirler!

Her türlü hukuk ve demokrasi anlayışı çiğnenerek Erdoğan’ın “talimatıyla” YSK tarafından 31 Mart İBB seçiminin iptal edilmesi üzerine 23 Haziran 2019’da yeniden sandık başına gitmek zorunda kalan İstanbullular Erdoğan’a bir kez daha gereken dersi verdiler. İstanbul İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu oyların % 54’nü alarak Erdoğan ve Bahçeli’nin adayı % 45 oy alan Binali Yıldırım’ı fersah fersah geride bıraktı. Bu başarı yalnız CHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla değil, özellikle HDP’nin ve Kürtlerin, Ermeni, Rum ve dışlanan diğer halkların, demokratik güçlerin, Erdoğan’a sırtını çeviren AKP’li, MHP’li ve diğer partilerden, partimiz TKP’nın ve partisiz olan seçmenlerin tabanda oluşturdukları demokratik ittifak sayesinde kazanıldı.
31 Mart seçimlerinde İmamoğlu ile Yıldırım arasındaki fark 21462 oyla % 0,2 iken 23 Haziran seçimlerinde bu fark 806.456 oyla 45 kat artarak % 9’a yükseldi. Bu fark Kürtlerin oyudur, artık Erdoğan’ı seçmeyen dindar AKP’lilerin oylarıdır. Bu yenilgi sahadaki Binali Yıldırım’ın değil O’nu sahaya süren Erdoğan’ındır. Erdoğan için İstanbul’u kaybetmek Türkiye’yi kaybetmekti. O’nun 17 yıllık faşizan diktatörlüğünün sonunun başlangıcı demekti. Bu nedenle Erdoğan 31 Mart seçim sonuçlarını kabullenemeyip YSK’ya iptal ettirip seçimleri yeniletirken, söz konusu olanın Erdoğan’ın geleceği, bekası olduğunu herkes biliyordu. 23 Haziran’da yapılacak olan, özü itibarıyla bir belediye başkanlığı seçimi değil, Erdoğan’ın faşist diktatörlüğü hakkında bir referandumdu. Halk bir kez daha, hem de bu kez çok çok büyük bir farkla Erdoğan’ın boyunun ölçüsünü verdi. Tüm Türkiye adına İstanbullular Erdoğan’a “senin antidemokratik uygulamalarını, faşizan baskıcı rejimini, Kürtlere karşı yürüttüğün savaşı, enflasyonu arttıran, döviz kurunu yükselten, bizi açlığa mahkum eden ekonomi politikanı kabul etmiyoruz, hukuğun ve adaletin özgürce işlediği demokratik bir Türkiye’de Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkesi, Gürcüsü, Arnavutu, Boşnağı, Rumu, Ermenisi, Musevisi, Romanı, tüm Türkiye hakları eşitlik temelinde barış içinde birlikte yaşamak istiyoruz” dedi. Erdoğan’a artık 4,5 sene Türkiye’yi yönetemeyeceğini, O’nun halkları, insanları birbirine düşüren ayrıştırıcı, çatıştırıcı, kutuplaştırıcı nefret dili ve savaş politikasının sonunun geldiğini bildirdi.
Erdoğan 31 Mart seçimini Kürtlere karşı uyguladığı nefret dili ve savaş politikası nedeniyle kaybettiği ve Kürtlerin ve HDP’nin seçimlerde kilit güç olduğu ortaya çıkınca Kürtlere karşı uyguladığı nefret dilini Kürtleri kandırma ve aldatma yönüne çevirdi. AKP’liler birden Kürtlerin kardeş olduğunu, Türkiye’de Kürtlerin ve Kürdistan’ın varlığını keşfedip bunlardan dem vurmaya başladılar. Düne kadar Türkiye’de Kürdistan yoktur, Irak’tadır, Kürdistan istiyorsan oraya defol git derken bugün birden bu değişikliği samimi bulmayan, bir aldatmaca olduğunu gören Kürtler, özellikle şimdiye kadar AKP’ye oy veren Kürtler ‘biz saftirik’ değiliz deyip Erdoğan’dan büyük ölçüde yüz çevirdiler, AKP bizden oy alamaz dediler. Bunun üzerine Erdoğan seçime iki gün kala Öcalan’a başvurup ondan yardım istemek zorunda kaldı. Öcalan’ın avukatlarına verdiği mektubu bir gece yarısı bir televizyon kanalında açıklatarak, Öcalan’la Demirtaş ve Kandil arasında liderlik kavgası olduğu yalanını, Öcalan’ın HDP ve Kandil’e karşın Kürtlerin seçimlerde tarafsız kalmasını istediği çarpıtmasını kamuoyunda yaymaya başladı. Ertesi gün avukatların ve HDP’nin açıklamasıyla gerçek ortaya çıktı. Öcalan Türkiye politikasındaki geleneksel Kemalist İslam ikileminin dışında HDP ile birlikte üçüncü bir gücün, demokratik bir ittifakın doğduğunu belirtmekte ve bunun bu Kemalist-İslam ikilemine taraf ve payanda yapılmamasını vurgulamaktadır. Bu ittifaka önümüzde Türkiye’nın iç, bölgesel ve küresel sorunlarının çözümünde büyük görevler düşeceğini açıklamaktadır. Bunlar anlaşılınca Kürtlerin de Türklerin de büyük bir çoğunluğu Öcalan’ın dediği gibi, ne Cumhur ne de Millet İttifakına payanda olmadan tarafsızlık anlayışı içinde oylarını üçüncü bir yol olarak demokratik ittifakın güçlenmesi için kullandılar. Sandıkta mühürleri CHP adayının üstüne basmakla CHP seçilmiş olunmaz. Bu adımla Erdoğan’ın faşizan diktatörlüğüne karşı olan demokratik güçler hep birlikte bu faşizan rejime bir darbe indirmiş oldular. Demokratik güçler oylarını sırf bu amaçla verdiler ve ittifaklarını bundan sonraki mücadele için güçlendirdiler. Onlar CHP’nin de İmamoğlu’nun da bir gün Erdoğan’la anlaşmayacağının garantisi olmadığını çok iyi biliyorlar. Onlar demokratik hak ve özgürlüklerin, ekonomik hakların kazanılması, eşitlik, özgürlük, özerklik, barış ve demokrasi temelinde halkların ortak yaşamının gerçekleşmesi için mücadeleyi yükselteceklerdir. Bu mücadeleyi yalnız Erdoğan’a karşı değil İmamoğlu’na karşı da yürütülecektir. Böylece onun seçim kampanyasında yaptığı vaadlerin ne kadar arkasında durduğu görülecektir.
23 Haziran Erdoğan için 7 Haziran 2015 genel seçimlerinden sonra aldığı en büyük yenilgidir. Şimdi O seçimsiz geçecek olan önümüzdeki 4,5 yıl hiç bir şey olmamış gibi iktidarını sürdürmeye çalışacaktır. İmamoğlu’nu görevden alıp yerine kayyım atamak için her yola başvuracaktır. Seçim öncesi Ordu valisine dava açtırma tehditini hayata geçirtecek ve bunu İmamoğlu’nu azletmek için kullanacaktır. Tüm bunları yapamazsa O’nun çalışmalarını engellemek ve onu itibarsızlaştırmak için her yolu ve olanağı kullanacaktır.
Ama tüm bunlar boşunadır. Çünkü Erdoğan’a muhalif ve demokratik güçler şimdi 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra 1 Kasım seçimlerine giderken onun manevralarından ders çıkardı, kenetlenecekler ve O’nu kurtaracak bir Baykal çıkmayacaktır.Türkiye’de 23 Haziran 2019’la birlikte yeni bir dönem başlamıştır. Artık Erdoğan eski Erdoğan değildir, eski gücü yoktur, devrilemez ve yaralanamaz değildir. Erdoğan’a karşı bir şey yapılamaz anlayışı yıkılmış, çökmüştür. Artık O eskisi gibi yönetemeyecek ve yığınlar da eskisi gibi yönetilmek istemeyecektir. İçte ve dıştaki egemen güçler için bunu önlemenin yolu sistem içinde bir değişikliğe gitmektir, Erdoğan’ı bir başkasıyla değiştirmektir. Sistem içinde bir değişiklik onlar için en iyi çözümdür Şimdi AKP içindeki muhalifler bile onu devirmek için harekete geçirilebilir, onlar yeni partiler kurmaya, AKP’yi parçalamaya teşvik edilebilir. Gül, Babacan, Davutoğlu pusuya yatmış beklemektedirler.
İç ve dış egemen güçlerin bu planlarına çomak sokacak, Erdoğan’ı 4,5 yıl daha iktidarda kalmasını engelleyecek esas güç seçim kampanyası boyunca tabanda örülen Erdoğan faşizmine karşı olan muhalif ve demokratik güçler arasında demokratik ittifaktır ve ittifağın ortak mücadelesidir. Bu seçim kampanyası boyunca tabanda Türkü, Kürdü, Ermenisi, Rumu, Lazı, Gürcüsü, Alevisi, Sunnisi, Hıristiyanı, CHP’lisi, HDP’lisi, İYİ Partilisi, muhalif AKP’lisi, MHP’lisi, devrimci demokratı, komünisti, proleteri, köylüsü, esnafı, aydını, kadını, genci hep birlikte faşizan Erdoğan diktatörlüğüne bir darbe indirmek için birlikte çalıştık. Darbeyi indirdik. Simdi görev Erdoğan’ı devirinceye kadar bu ortak mücadeleyi sürdürmektir, birliğimizi güçlendirmektir. Geçmişte bunun için en büyük engel Erdoğan’ın yarattığı Kürt ve PKK, APO düşmanlığı, Ermeni ve Rum, Pontus karşıtlığı idi. Bu seçim kampanyası boyunca bunların hepsi iflas etti. Kürtlerden, APO’dan medet bekleyen, ona elçiler gönderen Erdoğan’ın kendisi oldu. Pontus Rumlarının katilinin Topal Osman olduğu ortaya çıktı. Ne PKK, ne APO, ne Pontus artık tabu değildir. Bunlar bizim ülkemizin sorunlarıdır. Bu sorunlar üzerinde özgür tartışmayı kimse engelleyemez. Bu seçim kampanyasının en büyük kazanımlarından biri budur. Şimdi bizler kendi aramızdaki diyaloğu daha da geliştirmeliyiz, bunu Erdoğan faşizmine karşı kalıcı bir mücadeleye dönüştürmeliyiz. Birlik olursak Erdoğan’ı yenebiliriz

Gelecek güzel günler bizim ellerimizdedir. Onu kazanmak ancak ortak mücadeleyle olur.

Şimdi hep birden Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Rum, Ermeni tüm Türkiye halkl
Neuer Beitrag
arının eşitliği ve özgürlüğü temelinde yeni bir barışçıl demokratik toplumsal uzlaşma için çalışalım.

Öcalan ve Demirtaş dahil tüm politik tutukluların özgürlüğü talebini yükseltelim!

Kürtlere karşı savaşın, Pençe operasyonunun hemen sonlandırılmasını, Kürtlerle diyaloğun ve müzakerenin başlatılması için mücadele edelim

Erdoğan ancak bu mücadeleler sonunda gider ve ülkemize demokrasi güneşi doğmaya başlar.


23.06.2019 TKP 1920 www.tkp-online.com

Çağrı

23 Haziran’da İstanbul’da Erdoğan’a, Binali Yıldırım’a, Cumhur İttifakı’na oy yok!

Oylarımızı demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış için kullanalım!

Erdoğan ve AKP’in talan ve yağmasına son verelim,

Demokratik, şeffaf, adil belediyeciliğin önünü açalım!

23 Haziran 2019’da İstanbul’da seçmen İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı‘nı seçmek üzere yeniden sandık başına gidiyor. Bu zoraki, dayatılmış bir seçim ve sandık başına gidiştir. Çünkü İstanbullular 31 Mart 2019’da belediye başkanlarını seçtiler. 14 bin oy farkıyla Cumhur İttifakı adayı AKP’li Binali Yıldırım’ı geçen Millet İttifakı adayı CHP’li Ekrem İmamoğlu belediye başkanı seçilmişti.

Ama halkın hür iradesinin başına bir balyoz gibi indiğini bir türlü kabullenemeyen Erdoğan, „seçimlere çete karıştı“, „hile oldu“, „şaibe düştü“, „oylar çalındı“ diye yaygarayı bastı, Yüksek Seçim Kurulu YSK’ya itiraz üzerine itirazlar yağdırdı, ona baskı yapmaya başladı. Geçersiz oyları, bazı ilçenin sandıklarını tekrar tekrar saydırdı. Binali ile İmamoğlu arasındaki fark bir türlü kapanmıyordu. Sonunda İl Seçim Kurulu İmamoğlu’na başkanlık mazbatasını verdi. İmamoğlu belediye başkanı oldu. AKP’nin talan ve yolsuzlukları bir bir ortaya çıkmaya başladı. İstanbul Belediyesi AKP’in arpalığı olmuştu. İstanbul’u kaybetmek Erdoğan için, AKP için büyük bir yıkımdı.

İstanbul neredeyse Türkiye’nin yarısıydı. İstanbul’un ekonomik, mali, politik, kültürel gücünü arkasına almayan bir iktidarın Türkiye’yi yönetmesi çok zordu. Erdoğan bunu en iyi bilenlerdendi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mutlak İmamoğlu’ndan alınması gerekiyordu. Erdoğan yalnız kendi “kurmayları”na değil, YSK’ya da emirler yağdırarak „ne yapın, ne edin, İBB seçimini iptal edin, seçimi yenileyin“ dedi. Burjuva demokrasilerinde, muktedir istedikten sonra çare tükenmez. Sonunda çare de bulundu. Sandık kurullarının oluşumunda seçim kanununa uyulmamıştı. Bir çok sandıkta başkan ve üye kamu görevlisi değildi. Bu ise AKP’ye göre “tam kanunsuzluk hali”nin oluşması demekti. YSK için bu görüşe katılmamak demek, Erdoğan’ın zulmüne, hışmına uğramak demekti. Sonunda YSK’nın çoğunluğu AKP’nin görüşü olan “tam kanunsuzluk hali”ni kabul etti ve seçimleri iptal etti. Böylece YSK diğer yargı organları gibi kanunları, kendi içtahatlarını çiğneyen, Erdoğan’dan korkan, ondan bağımsız hareket edemeyen bir kurul olduğunu ortaya koydu. Bir kez daha Türkiye’de hukuksuzluğa ve adaletsizliğe imza attı, yargının bağımsız ve tarafsız olmadığını gösterdi. Böylece İmamoğlu’nun başkanlığı gasp edildi, mazbatası elinden alındı. Bunun üzerine İmamoğlu ve tüm demokratik güçler hodri meydan, 23 Haziranda görüşürüz dediler. Bu meydan okumak güzeldi, ama kazanılmış hakkı vermemek daha güzel olacaktı. Bunun için yığınları sokaklara dökmek, kamuoyu baskısı yaratmak gerekiyordu. Gerek İmamoğlu, gerek CHP ve diğer demokratik güçler bu konuda maalesef büyük bir basiretsizlik gösterdiler. Alınanı vermemek gerekirdi!

Şimdi 23 Haziran‘da hesaplaşılacak, İstanbulluların ak oylarıyla gaspedilen haklar geri alınacak, adalet yerini bulacak. Ama bu “cepte keklik” değildir. Zira yenilen karşı taraf tüm gücüyle seçimlere yüklenecektir. İstanbul’u geri almak için hileye, yolsuzluğa, şiddete her şeye başvuracaktır. Devletin gücünü daha çok kullanacaktır. Onlar ne pahasına olursa olsun İstanbul’u almak için seçimi iptal ettirdiler. Şimdi işimiz daha zor. 31 Mart’tan daha çok çalışmak gerekiyor. Yığınları, yeni seçmen kitlelerini kazanmak gerekiyor. Özellikle tabanda Kürt seçmenle daha iyi, kalıcı bağlar kurmak, onlarla daha açık konuşmak şart. İstanbul’daki seçim kampanyası boyunca Kürtler ve diğer Türkiye halklarıyla kurulan dostlukların ve ittifakların seçimden sonrada devam ettirileceği vurgulanmalı ve bu kazanımın Türkiye’de Kürtlerle barışın yolunu açacağı belirtilmelidir. Kürt oyları 31 Mart’ta olduğu gibi 23 Haziranda da belirleyici olacaktır. Başta Erdoğan olmak üzere karşı taraf da bunu gördüler, Kürt, PKK ve HDP düşmanlığının para etmediğini anladılar. Onlar daha şimdiden Kürtlere kur yapmaya başladı. Kürdistan ve beka konusunda, açlık grevlerine saldırı konusunda geri adım atmak zorunda kaldılar. Öcalan’a uygulanan tecrit kırıldı. Avukatlar ve ailesi Kürt Halk Önderi Öcalan’la görüşmeye başladılar. Bu manevralarla Erdoğan Kürtlerin gözünü boyamaya, onları aldatmaya çalışıyor. Oysa Erdoğan’ın Kürtleri kandırma zamanı çoktan geçti. Kürtler örgütlü ve bilinçli hareket ediyorlar. Erdoğan’ın adayını mağlup ettirmek için oy kullanacaklarını açıklıyorlar. Kürtleri kandıramayacağını anlayan Erdoğan Kürtlere gözdağı vermek için seçim öncesi yine saldırıya geçti, Hakurk’a girdi, dağı taşı bombalamaya başladı. Görülüyor ki burdan da umduklarını bulamayacaklar. Tepelerine bomba yağdıran bir iktidara Kürtler oy vermez!

Artık şu gerçek tüm çıplaklığı ile bilinmelidir: Kürtler Türkiye’nin kaderi için kilit konumundadır. Kürtlerle birlikte olmadan, onlarla ittifak kurmadan Erdoğan yenilemez, ona sonunu getirecek darbe indirilemez, Türkiye’de barış ve demokrasi yolu açılamaz. Seçim kampanyası boyunca HDP’li, CHP’li, İYİ Partili, hatta Erdoğan’a kızgın AKP’lilerle tabanda kurulacak ittifaklarda Kürt Türk birliğinin önemi vurgulanmalı, Kürtler özgür olmadan Türklerin de özgür olamayacağı, eşitlik, özerklik, özgürlük ve demokrasi temelinde ortak bir yaşamın kurulamayacağı bilince çıkarılmalıdır. Yukarıda CHP yönetimi kızacak, karşı çıkacak diye yığınlara bu ilkeleri anlatmaktan geri durulmamalıdır.

Şimdi hep birlikte Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkesi, Trabzonlusu, Rizelisi, Erzurumlusu, Sivaslısı, Erzincanlısı, Rumu, Ermenisi, Arnavutu, Boşnağı, Romanı, Alevisi, Sunnisi, Hıristiyanı „Cumhur İttifakı‘na, Erdoğan’a, Binali Yıldırım’a oy yok!“ diyelim. 23 Haziran‘da da 31 Mart’ta olduğu bibi Erdoğan’a bir darbe daha indirelim. İstanbul seçimini kaybettirelim. İkinci kez O’na sonunun geldiğini bildirelim. Artık 4,5 yıl daha “huzur” içinde ülkeyi yönetemeyeceğini gösterelim. Bunun için 31 Mart’ta olduğu gibi sandıklara sahip çıkalım. Halktan oy alamayacak olan Erdoğan’ın başvuracağı ilk çare yine hiledir, hırsızlıktır, şiddettir. Ona bu fırsatı vermeyelim.

Haydi İstanbul sokaklarına, yığınların arasına! Her bir oy önemlidir!

Haydi 23 Haziran‘da sandık başına! Erdoğan’a bir kez daha sonunu geldiğini gösterelim!


TKP 1920                                                   www.tkp-online.com